İstismara Açık Üç Aylar Konusu!

, 0 Yorum

İslam’ın hüküm ve hikmetlerinin hayata egemen olduğu dönemlerde müslümanlar gerek dünyevi gerekte uhrevi hayatı kazanmada mükemmel bir ilerleme yaşıyordular.

Hayatla alakalı karşılarına çıkan sorun ve sıkıntılar ne tür cinsten olursa olsun, sahip oldukları kuşatıcı fikirleri ile her şeyin üstesinde gelebiliyordular. Sahip oldukları fikri ve fıkhı servet ile siyasi, askeri ve iktisadi alanda başarılı oldukları gibi ibadet ve itaat alanında da başarılıydılar. Nitekİm İslam’ın güçlü olarak tatbik edildiği dönemde müslümanlar islam kültürüne önem verdiği gibi, o kültürün dili olan Arapçaya da önem veriyordular.

İşte böyle bir zenginlik içinde fıkıh alanında İmam Şafi, Ebu Hanife, Ahmed bin hanbel gibi müçtehid alimler yetişmiş müslümanlar karşılaştıkları sorunları Alimlere müracaat ederek çözebiliyordular. Fakat zamanla islam’ın dili olan arapçaya önem vermeyen yöneticier yönetime gelince, arapça dili’nin korumasının tetbiri ile alakalı bir düzenleme yapmadıkları için islam akidesinin gücünü anlama’ma sorunu meydana getirmiştir. Bu durum yeni çıkan meselelerle alakalı islam’ın içtihad gücü ile cevap veren müçtehidlerin yetişmemesine neden oldu. Ondan sonra ortaya çıkan her yenilik veya sorunu önceki içtihadlara dayanarak taklid eder oldular..

Dolayısıyla müslümanların fikir ve fıkıh alanları daraldı, bu külli sorun beraberinde bir çok sıkıntıları getirdi kendilerine tabi olan milletlere( Avrupa) kendileri onlara tabi olma problemini doğurdu. Fırsat ve imkan sahibi olan kafirler, müslümanlar tekrar izzetli günlerine ve kendileri üzerinde söz sahibi olmasınlar diye   ellerinde olan hertürlü siyasi ve kültürel saldırıları başlattılar.

Zihinlere ve bedenlere yapılan saldırılardan etkilenen müslümanlar, artık dinlerini yaşamada taklit ve gelenek etki eder olmuştur.

Malesef Üç aylar konusuda bu saldırılardan nasibini almış Üç ayların gelişi ile müslümanlar arasında çok namaz kılmak, oruç tutmak, kuran okumak, iftar çadırları açmak ve sadaka vermenin önemi anlaşılır olmuştur.Bunlar güzel şeyler olmakla beraber sadece bu aylarda bu tür ibadetlere rağbet etmek, bunlara hazırlanmak islam’ın sadece ruhi bir din olduğu, ibadetin sanki belli günlere hasredilmış olduğu algısını  oluşturur.

Aynı zamanda müslümanlar arasında üç aylar ve içinde bulunan kandil günleri ile alakalı ayrılıkçı bakışta müslümanların vahdetini etkilemiş her yeni çıkan şeylerin bid’at olduğunu söyleyenler, müslüman kardeşleri ile karşı karşıya gelme durumunu meydana getirmiştir.

Yukarda da dediğimiz gibi doğru bir bakış ile islam’ın fikri ve fıkhı ele alınmayınca onu anlamanın dili olan arapçanın eksikliği müçtehidlerin yokluğunu doğurmuş, müçtehidlerin yokluğu ilede çıkan yeni sorunlara açıklık getirecek alimlerin eksikliğini yaşayan müslümanlar, her yeniliğe yada meselelere bidatçı bir bakışla bakar hale getirmiş ve müslümanları vahdet ile hareket etmesi gereken yerde, ayrılığa vede birbirleri ile uğraşmayı meydana getirmiştir.

Seküler sistemde üç ayları istismar etmek bunun üzerinde islam’ın bir hayat nizamı olmanın yanısıra, islam’ın sadece ruhi bir din olduğunun zeminini hazırladı ve hazırlıyacak..

Laik sisteminin eğitim muftedatında yetişen yada onun kontrolünde olan ilahiyatçı yazar ve hocalarında etkisi çoktur. Bu hocalar pusuda avını bekleyen avcı gibiler böyle günleri adeta iple çekmektedirler. Bu konulara ganimet bakışı ile bakmaktalar, bu meselelerin konuşulduğu ortamın helal ve haram ölçüsüne bakmaksızın  açık saçık bayanların sunuculuğunda hazırlanmış Tv programlarına çıkarak,delilin sıhhatına dikkat etmeksizin bu aylarda ve günlerde şu kadar namaz, oruç ve kuran okunursa daha çok sevap alacağı noktasında toplumu teşvik etmekteler ve edecekler.

Ama aynı hocalar Abd ırak ve afganistanda, Rusya iran ve hain yöneticiler ise suriye’de vahşice katlettikleri müslümanlarla alakalı suskundurlar. Oysa Resulullah s.a.v. “Bir müslümanın katledilmesi kabe’nin taşlarının parçalanmasından daha evladır” demesine rağmen bu tür saray alimleri ve alim elbisesini giymiş toplum nazarında saygınlık kazanan zalimler, bu durumun vahametinin karşısında kaygısız tepkisiz ve etkisiz kalmayı tercih ediyorlar.

Oysa Rahmet peygamberi “hak acı bile olsa haykırınız” fakat bu zevatlar değil hakkı konuşmak yapılan zulme sessiz kaldıkları gibi, konuştuklarında da zulmu destekleyecek dolaylı konuşlamar yapıyorlar.

Çünkü hakkı konuşmak Onur, izzet,cesaret vede takva ister. Maalesef alim kılıklı bu kişilerde bu hasletler olmadığı için müslümanlara bu acı hali yaşattıran vede onlara destek veren zalim yöneticilerin karşısında hakkı haykıramazlar. Bu adamlar islam kültüründen olan fıkıh,siyer, tevhid, tefsir ve belağat ilmini tv programlarında paylaşmaları menfidir ticaridir. Medya baronlarından aldıkları milyarlarca para teklifini alıp tv kanallara çıkmaları hallerinin tasviridir.

Üç aylara giriş yapmamız, onun hakkıyla geçirmemiz ve o ayda gerçekleşen kandillerin varlığıyla alakalı hadislerin uydurmamı, zayıfmı,sahihmi konusuna değinmiyeceğim…

Şunuda belirtelimki Ramazanla alakalı söyleyecek hiç bir sözümüz yok çünkü onun varlığıyla alakalı subutu kati ve delaleti kati olan naslar mevcuttur….

Dolayısıyla üç aylar konusu üzerinde müslümanların hassasiyetinde yola çıkacak olan laik sistem, sihirbazlarını görevlendirecek yada istismara zemin hazırlıyarak, bu hayırlı günleri toplumun duygularını kabartarak konuyu istediği mecraya kaydıracaktır..

Genelde müslümanlar özelde ise dava adamları Recep, Şaban ve Ramazan aylarını tefekkür, ibadet, infak, mücadele ve davet ile geçirmeleri bilmeliler..

Yüce islam davası ve daveti hiç bir zaman ve mekanla sınırlı olmadığından dolayı davetin hedefine ulaşması için azim ve gayretlerimizi iki kat artırmanın gereği olarak değerlendirmeliyiz. Çünkü daveti taşımanın ecri büyük kazancı muazzamdır.

Unutmayalımki Yeryüzünde en büyük zulüm ve cürüm Allah’ın hükümlerinin hayatımıza hakim olmamasıdır.

İşte laik sistem müslümanların bu vahim durumu görmemeleri yada anlayamamaları için yoğun bir tempo ile diğer konuları istismar ettiği gibi, üçaylar konusunuda, Medya aracını kullanarak   Tv kanallarında ilahıyatçıları çıkarmaya zemin hazırlayıp sabah akşam “faziletini” anlatmaya gayret edecektir.

Rabbim islam ümmetinin aleyhine tuzak kuran kafirlere, zalimlere, müşriklere vede mustekbirlere fırsat ve imkan vermesin, tuzaklarını aleyhlerine dönüştürsün…

Müslümanlarada eski izzet şeref ve onurlu günlerini iade edecek hilafeti anlamayı ve uğrunda çalışmayı nasip etsin.

De ki: Çalışın, Çalışmanızı Allah da, Rasul’ü de mü’minler de görecektir. Sonra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Tevbe:105)

 

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN