Adalet İstiyorsanız Hz. Ömer Gibi Bir Yönetici İstemelisiniz!

, 0 Yorum

Bugünlerde herkes adalet ister oldu. Sanki bugüne kadar adaletle yönetiliyorduk. Oysa bizler 93 senedir adaletsiz bir yönetimin altında zulme uğruyoruz. Çünkü tam olarak 93 sene önce bizleri Hak ile yöneten devletimiz ilga edildi, İslami yönetim kaldırıldı ve yerine insan fıtratından anlamayan ve insanları asla memnun etmeyen bir düzen kuruldu. Başımıza çıkarları doğrultusunda hareket eden, kâfirlerle iş birliği kurup, Müslümanların arkalarından komplo kuran yöneticiler geldi. Bugün kime sorarsanız sorun bütünüyle yönetimden memnun olan tek bir kişi bulamazsınız.

İnsanlar huzurla yaşamak istiyorlar, haksızlığa uğramadan, adaletle yönetilmek istiyorlar ki, bu onların en doğal hakkı. İstiyorlar fakat bunun nasıl gerçekleşeceğini bilmiyorlar. Öyle ki 15 senedir AK Parti’nin İslami bir düzen getireceğine inanan ve bunu sabırla bekleyen Müslümanlar mevcut. Şayet bütün samimiyetimizle adalet istiyorsak, adil olan, Müslümanların tarafında olan, çıkarları doğrultusunda değil, helal ve haram ölçüleri doğrultusunda hareket eden ve Allah’tan hakkı ile korkan bir yöneticiyi istemekle başlamalıyız işe.

Bizleri yeterince kandırıp aldattılar. Bunu kabul etmek kimileri için ağır gelse de aslında görüyor ve biliyoruz. Madem ortada böyle ciddi bir sorun var, mademki yaşadığımız düzen bizleri memnun etmiyor ve mademki adalet istiyoruz, o halde bizleri kim yönetmeli bunu gözden geçirmeliyiz. Çünkü adaleti sağlayacak olan öncelikle yöneticilerdir, halk değil.

Rabbimiz adalet ile yönetmeyi emretmektedir ve şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ

“Allah adaleti, iyiliği kesinlikle emreder.’’ (Nahl 90)

وَأَقْسِطُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ

“Daima adil davranın. Muhakkak ki Allah, adil davrananları sever.’’ (Hucurat 9)

Allah’u Teala kullarını her hususta adil olmaya, her konuda hakkı göstermeye çağırmakta, her hak sahibine hakkını vermeyi emretmekte, başkalarına saldırmaktan ve zulüm yapmaktan sakındırmaktadır. Adil olmayı emretmesi ile birlikte, onları seveceğini ve razı olacağını belirtmiştir. Adil olmak, hakkı gözetmek, hak sahibine hakkını vermek ve kimseye zulmetmemek herkesten önce devlet başkanına yakışır ve bu onun asli görevidir.

İbni Ömer Radıyallahu Anhuma’dan rivayet edildiğine göre Peygamber SallAllahu aleyhi ve selem şöyle buyurdu:

Yedi kimseyi Allah’u Teala kendi gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde, gölgesinde barındıracaktır. Bunlar: Adaletli devlet reisi, Rabbine ibadet ederek yetişen genç, gönlü mescidlere bağlı kimse, birbirlerini Allah rızası için seven ve buluşmaları da ayrılmaları da bu sevgiye dayalı olan iki şahıs, itibarlı ve güzel bir kadın kendisiyle beraber olmak isteyince ‘ben Allah’tan korkarım’ diyerek buna yaklaşmayan erkek, sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar gizli sadaka veren adam, tenhada Allah’ı anıp gözleri yaşla dolan kişidir.’’ (Buhari, Muslim, Tirmizi)

Dehşetli kıyamet gününde insanlar güneş altında perişan olacaklar. Fakat Allah’u Teala’nın gölgesi dışında başka hiçbir gölgenin olmadığını belirten bu hadis, aynı zamanda yedi sınıfı ele almış ve ilk olarak adaletli devlet reisinden başlamıştır. Allah’u Teala’nın gölgesinde barınacak bahtiyarlı kişilerden ilki devlet başkanıdır. O müthiş günde Allah’ın himayesine sığınmış olmanın anlamı, şüphesiz gerek mahşerde gerek daha sonraki zor zamanlarda hiçbir sıkıntı ile karşılaşmamak ve hem cenneti hem de Allah’ın rızasını kazanmak demektir.

Hadiste gördüğümüz üzere yedi bahtiyar kişinin başında devlet başkanı geliyor. O halde adil devlet başkanı neden bu kadar önemli?

Devlet başkanı tektir ve o dünyadaki var olan sorunları çözmekle mesuldür. Halkının dertlerine ortak olur, onların sıkıntılarını giderir, ihtiyaçlarını karşılar. Her şeyin en iyisini en güzelini kendisine almak için çaba sarf etmez, aksine “ben aç kalayım ama halkım doysun” diye bakar meseleye. Halkının huzuru için yaşar ve asla menfaatini düşünmez. Çıkarları doğrultusunda hareket etmez. Halkına zulmetmez ve onlara adil davranır.

Evet. Ne acıdır ki bugün böyle bir yöneticiye sahip değiliz. Cumhuriyet tarihi boyunca da olmadık. Bir yönetici bu saydığımız özellikleri barındırdığı zaman Allah’ın gölgesinde gölgelenip büyük bir şerefe ulaşacak ve tabiri caizse en şanslı insanlardan olacak. Bir yönetici bu özelliklere sahip olunca Allah’u Teala’nın mükâfat olarak onlardan razı olması ve gölgesinde barındırması son derece tabiidir.

Rasulullah’ın Tirmizi’deki şu ifadesi adil devlet başkanının Allah katındaki üstün yerini ne güzel anlatmaktadır:

“Kıyamet gününde insanların Allahu Teala’ya en sevgili olanı ve O’na en yakın yerde bulunanı adaletli devlet başkanıdır.’’

Bir devlet başkanı adaletli olmadığı ve halkına zulmettiği zaman da şu hadise muhatap olurlar:

“Kıyamet gününde insanların Allahu Teala’ya en sevimsiz olanı ve O’na en uzak mesafede bulunanı zalim devlet başkanıdır.’’

Şayet bizler adil bir yönetici istiyorsak, Hz. Ömer gibi yönetici istemeliyiz. Aksi halde istediğimizde samimiyet aranamaz. Hz. Ömer nasıl bir yönetici idi birkaç örnek verelim. Zira adalet denince ilk akla gelen Hz. Ömer’dir.

Hz. Ömer’in üzerinde titizlikle durduğu, adeta kendisiyle özdeşleşmiş en önemli konu adalet meselesidir. Halkının dertleriyle dertlenmiş, onların sorunlarına bizzat kendisi çözümler getirmiştir. Korunmaya en layık biri olduğu halde, hiçbir koruması olmayan, halkı gibi giyinen, onların yediğinden daha fazla yemeyen, halkının içinde olan, gerçek bir liderdi. Halkının mal ve can güvenliğine önem vermiş, onların sorumluluğunu tam anlamıyla üstlenmiştir.

“Fırat kıyısında bir deve helak olsa, Allah bunu Ömer’den sorar diye korkarım.’’ diyerek, Allah’a olan korkusunu ve halkına olan düşkünlüğünü hem dile getirmiş hem de amellerinde bu samimiyeti göstermiştir.

O öyle bir liderdi ki, halkından bir şeyi men edeceği veya yapılması gereken bir karar aldığı zaman, bunu öncelikle kendi nefsinde ve ailesinde tatbik etmiş daha sonra insanlara aldığı karara uymalarını emretmişti.

Bölgelere memur/vali tayin ettiğinde onları kontrol ediyor ve başıboş bırakmıyordu. “Ey insanlar! Sizi yönetmek üzere bir memurdan cefa görürseniz, hemen bana bildirin. Allah’a yemin ederim ki, öyle bir yöneticiden kesinlikle hakkınızı alır ve kısas uygularım.’’ diyordu.

Abu Musa el Eş’ari’nin maiyetinden olan bir adam Abu Musa ile birlikte bir savaşa katılır. Savaşta ganimet ele geçirilir. Abu Musa hissesini verirken tamamını vermediği için adam: “Sen hissenin hepsini vermezsen almam.” dedi. Abu Musa da kızıp adama yirmi değnek vurduktan sonra saçını da kestirdi. Adam da saçını toplayıp Ömer’e gitti ve cebinden saçlarını çıkartıp Ömer’in göğsüne fırlattı. Ömer (r.a.):

‘Meselen nedir?’ diye sordu. Adam olup biteni anlattı. Bunun üzerine Hz. Ömer Abu Musa’ya şu mektubu yazdı:

“Selam üzerine olsun. Falan oğlu falan bana şöyle şöyle söyledi. Benim de sana kesin emrim şudur ki, eğer adama herkesin gözü önünde bu hakareti yapmış isen, sen de herkesin önünde otur da, adam gelip aynı biçimde senden kısas alsın. Eğer kimsenin görmediği bir yerde ona bu hakareti yapmış isen, sen de kimsenin bulunmadığı bir yerde otur yine aynı hakareti sana yapsın.’’

Abu Musa mektubu alır almaz, kendisinden kısas alınmak üzere oturdu. Adam da ona: “Ben Allah için seni affettim.” dedi. Yöneticisi adil olanın halkı da böyle merhametli olur işte.

Başka bir olayda Hz. Ömer; Hilafeti zamanında vuku bulan bir kıtlıkta, bir deve kesilip, Medine-i Münevvere’nin fukarasına dağıtılmasını emir buyurur. Deveyi kesip fakirlere dağıtan kişi, devenin yağlı kısmından bir parça eti alarak güzelce pişirip iftar vaktinde Hz. Ömer’in huzuruna götürdü. Hz. Ömer: “Bu et neredendir.” diye sorar. Adam “Ey Müminlerin Emîri, kesilmesini emir buyurduğunuz deveden size düşen paydır.” Bu sözü duyan Ömer’in rengi değişir ve ağlayarak:

“Benim gibi emîre yazıklar olsun ki, fukaraya etin kötü kısımlarını dağıtır, kendisi ise en iyi ve yağlı kısmını yer. Ey hizmetçi! Bir daha böyle yapma, kaldır bu yemeği fakirlere götür, bana yine eskisi gibi yemek getir. Halife olan kimseye ayda bir kere et yemek kâfidir.’’ buyurur.

Hizmetçinin getirdiği bir parça kuru ekmekle bir miktar zeytinyağını yiyen Hz. Ömer Allah’a şükretti.

Buradaki amacım sizlere Hz. Ömer’in hayatını paylaşmak değildir. Aksine birkaç örnek vererek O’nun nasıl adil bir yönetici olduğunu hatırlatmaktır. Yoksa hepimiz az çok O’nun hayatını biliyor ve tarihe geçmiş gerçek bir lider olduğunun bilincindeyiz. Fakat Hz. Ömer gibi bir yöneticiyi istemek hayallerimizi dahi süslemiyor, bizlere çok uzak geliyor. Belki de O’nun gibi bir yöneticiye asla sahip olamayacağımızı düşünüyoruz ama yanılıyoruz. Biz istersek, bu uğurda çalışırsak olur. Bizim de Hz. Ömer gibi bir yöneticimiz olabilir. Sadece, kötünün iyisini seçmekten vazgeçelim. İyinin en iyisini seçmeye, yani Hz. Ömer gibi bir yönetici istemeye bakalım…

Sümeyye AVCI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN