AYM’NİN HİZB-UT TAHRİR KARARI NE ANLAMA GELİYOR?

Bahadır KURBANOĞLU, Sözü Esirgemeden adlı programında, Anayasa Mahkemesi’nin Hizb-ut Tahrir hakkında aldığı “hak ihlali” kararını masaya yatırdı

, 0 Yorum

Bahadır KURBANOĞLU, Sözü Esirgemeden adlı programında, Anayasa Mahkemesi’nin Hizb-ut Tahrir hakkında aldığı “hak ihlali” kararını masaya yatırdı. Hakan ALBAYRAK’ın konu hakkındaki makalesinin okunduğu programa, Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR da telefonla iştirak ederek açıklamalarda bulundu.

Programın ilk bölümünde Anayasa Mahkemesi’nin Hizb-ut Tahrir hakkında verdiği karar ile alakalı Hakan ALBAYRAK’ın kaleme aldığı “Anayasa Mahkemesi’nin Hizb-ut Tahrir kararı” adlı makalesini  seslendirdi.

Cebir ve şiddete bulaşmadan, yalnızca fikri çalışma yürüttüğü halde Hizb-ut Tahrir’i terör örgütü kapsamında değerlendiren mahkemelerin hukuksuzluğunu eleştiren Hakan ALBAYRAK yazısında, “Hilafete dönüşü savunan Hizb-ut Tahrir’in silahla, bombayla, şiddetle işi yok.

Kuruluş tarihi olan 1953’ten beri hiç olmadı.

Sözlü ve yazılı propaganda yapar, broşür ve dergi basar, konferans ve miting düzenler bu örgüt; o kadar.

Buna tahammülü olmayan demokrasi, bunu kapsamayan fikir ve ifade hürriyeti, bundan terör suçu çıkaran yargı fena halde sorunludur.

Hizb-ut Tahrir üyelerinin Türkiye’de 1960’lı yıllardan beri suçlu muamelesi görmesi ve üstelik gittikçe daha ağır cezalara çarptırılması bu devlet için büyük bir utançtır.

Hiçbir demokratik açılımın Hizb-ut Tahrir’i sanık sandalyesinden kaldırmamaya yetmemesi akla ziyandır.” İfadelerine yer verdi.

Mahkemelerin gerekçeli kararlarını da eleştiren ALBAYRAK konu hakkında ise düşüncelerini şöyle beyan etti:

“Akla ziyanın zirvesi, Hizb-ut Tahrir’le ilgili bir davanın gerekçeli kararındaki şu paragraftır:

‘Hizb-ut Tahrir, bugüne kadar herhangi bir şiddet eyleminde bulunmamış ve amacında şiddet öngörmediği belirlenmiş ise de, amacı zaten kendi içerisinde şiddeti öngörmektedir. Rejimin demokratik yollarla halkın desteği ve sempatisini kazanarak yıkılması mümkün olmadığından mutlaka şiddete başvurması gerekir. Bu nedenle Hizb-ut Tahrir bir terör örgütü kabul edilmiştir.’

Buyurun, buradan yakın!

‘Tamam, şiddeti reddediyorlar; ama aslında şiddete yönelmeleri gerekir’ diyen ve bu kafayla mahkûmiyet kararları veren mahkemeler…”

Hakan ALBAYRAK’ın kaleme aldığı makalenin devamını sizinle aynen paylaşıyoruz:

2008 senesinde “silahlı terör örgütüne üye olma” ve “terör örgütü propagandası yapma” suçlamasıyla hakkında dava açılan Yılmaz Ç., mahkemedeki savunmasında, Hizb-ut Tahrir örgütünün üyesi olduğunu ve bu örgüt adına bildiri hazırlayarak internete koyduğunu kabul etmekle beraber, Hizb-ut Tahrir’in silahlı bir örgüt olmadığını, dünyanın hiçbir yerinde herhangi bir şiddet eylemi gerçekleştirmediğini, cebir, şiddet veya baskı yöntemini benimsemediğini vurgulamış, fikirlerini şiddete başvurmadan ve bilhassa basın yolu ile yaymaya çalıştıklarını ifade etmişti.

Mahkemenin 7 Nisan 2011 tarihli kararı: Terör örgütü üyeliğinden 6 sene 3 ay, terör örgütü propagandasından 10 ay hapis cezası.

Gerekçe: “Bu örgütün Yargıtay kararları ışığında silahlı terör örgütü olarak kabul edilmesi.”

Vaktiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Hizb-ut Tahrir silahsız bir örgüt olsa da “Hilafet devletinin ihdasından sonra, Hıristiyan devletlerini cihat yolu ile hilafet devletine dahil etmek amacıyla silahlı mücadelenin başlayacağı” şeklinde bir ‘mütalaa’da bulunmuştu; söz konusu Yargıtay kararlarının ‘ışığı’ oradan geliyor!

Hizb-ut Tahrir üyeliğinden mahkûmiyeti, Hıristiyan devletlerini mutasavver hilafet devletine karşı şimdiden koruma kararlılığındaki Yargıtay’ca 2014’te tasdik edilen Yılmaz Ç., “Eylemlerinden dolayı değil düşüncelerinden dolayı cezalandırıldım, savunmam dikkate alınmadı” diyerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Başvuruyu kabul edilebilir bulan Anayasa Mahkemesi, geçen Cuma günü, Yılmaz Ç.’nin Anayasa’da güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılanmasına karar verdi.

Karar metninde öne çıkan hususlar:

“Her konunun tartışılabildiği ve iktidarın meşru yollarla değiştirilebildiği bir demokratik düzende zora ve şiddete başvurmak gayrimeşrudur. Ancak terör örgütü olmaya bağlanan ağır hukuksal sonuçlar gözetildiğinde kamu makamlarının bu konudaki değerlendirmelerini daha özenli yapmaları beklenir…”

Eldeki başvuruya ilişkin mahkeme kararlarında da önceki mahkeme kararlarında da Hizb-ut Tahrir’in bir terör örgütü olarak kabul edilmesine ilişkin olarak ilgili ve yeterli bir değerlendirme yapılmamıştır…”

“Başvurucu tarafından derece mahkemeleri önünde savunulan argümanlar… derece mahkemelerince ya cevapsız bırakılmış ya da bunlara ilgili ve yeterli bir yanıt verilmemiştir. Özünde bazı şablon cümlelerin tekrarı görünümünde olan kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtmeyen derece mahkemelerinin başvurucunun ileri sürdüğü ve tartışılması için mahkemelerin önüne getirdiği hukuki görüşleri makul bir ölçüde değerlendirmediği anlaşılmaktadır…”

“…başvurucu tarafından ileri sürülen ve yargılamanın sonucunu değiştirme ihtimali bulunan iddiaların dikkate alınmaması ve gereği gibi değerlendirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi…”

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı inşaallah Hizb-ut Tahrir konusundaki hukuk garabetinde sonun başlangıcıdır.

Mahmut KAR AYM’nin Kararını Canlı Yayında Değerlendirdi

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR, programa telefonla bağlanarak Anayasa Mahkemesi’nin aldığı son karar ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Yargıtay ve alt derece mahkemelerinin 105 kişi hakkında verdiği 660 yıllık cezanın, hukuksuz bir karar olduğunu ve bu hukuksuzluğun Anayasa Mahkemesi’nin son kararı ile tescillendiğini beyan etti.

Hizb-ut Tahrir hakkında herhangi bir araştırmanın yapılmadığına hükmeden kararı açıklayan KAR, “Yargıtay’ın aldığı içtihad kararının, Hizb-ut Tahrir’i cebir ve şiddeti benimsememesine rağmen, terör örgütü kategorisinde değerlendirmek ve niyet cezası vermek için 2004’te bir içtihad kararı aldı. Bu içtihad kararında şu ifade var: Halkı korkutmak, yıldırmak ve tehdit yöntemlerinden biriyle devletin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, devletin otoritesini zaafa uğratmak ve yıkmak için kurulmuş olan örgüt niteliğindedir. Ama bu ifadeyi Yargıtay, niyet olarak ortaya koyuyor. Ayrıca Yargıtay bu içtihadını alırken Emniyet’ten bilgi istiyor. Emniyetin raporunda ise şu bilgi var. Diyor ki Emniyet, terörle mücadele kapsamında tarif edilen terör örgütü niteliğine ideolojik ve örgüt boyutu itibari ile tipik olarak uyduğu ancak cebir ve şiddet boyutu itibari ile uymadığı tespit edilmiştir. Anayasa Mahkemesi aldığı bu kararla diyor ki, terör örgütleri söz konusu olduğunda ilk değerlendirilmesi gereken şiddet yöntemine başvurup vurmadığıdır. Yani ey Yargıtay! Siz bu örgütü düşüncesi ve fikirleri üzerinden değil, bu veya herhangi örgütün cebir ve şiddete başvurup, başvurmadığı üzerinden değerlendirmeniz gerekirdi. Bu değerlendirmeyi yapmamışsınız, dolayısıyla burada bir hak ihlali var. Bu hak ihlalinin giderilmesi gerekir.”

Bu kararın 28 Şubat mağdurlarını da kapsadığını belirten KAR, bu kararın Yılmaz ÇELİK’in şahsı hakkında verilen bir karar olmadığını, bir örgütün yapısı ile alakalı, terör örgütü olup olmadığının tespiti ile alakalı bir karar olduğunu vurguladı.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR, bu kararın cebir ve şiddete bulaşmamış tüm örgütler için emsal teşkil ettiğini belirtti.

Yargı sürecinin nasıl devam edeceğini açıklayan Mahmut KAR, bu hukuksuzluğu gündeme getirdiği için Bahadır KURBANOĞLU’na teşekkür etti.

Köklüdeğişim

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN