Bitmeyen Darbe 28 Şubat… Karar Duruşması Değerlendirmesi

Hertaraf Haber, 28 Şubat BÇG davası kararlarını çeşitli yazar, STK temsilcisi, hukukçu, mağdur ve mağdur yakınlarıyla değerlendirdi. Bu minvalde Köklü Değişim Medya Yayın Yönetmeni Kurtuluş Sevinç de soruları cevaplandırdı.

, 0 Yorum

Hertaraf Haber, 28 Şubat BÇG davası kararlarını çeşitli yazar, STK temsilcisi, hukukçu, mağdur ve mağdur yakınlarıyla değerlendirdi. Bu minvalde Köklü Değişim Medya Yayın Yönetmeni Kurtuluş Sevinç de soruları cevaplandırdı.

İlgili haberde şöyle denildi:

“28 Şubat postmodern darbenin askerî kanadının karar duruşması yapıldı ve 21 sanığa müebbet hapis cezası verildi.

Ceza verildi ama sanıklar yaş durumları göz önüne alınarak tutuksuz yargılanmaları istenildi.

Ufak bir mahkûmiyet kararından sonra bile sanıklar mahkeme salonlarından elleri kelepçeli olarak çıkarılırken, 28 Şubat gibi darbe olduğu mahkeme kararıyla kesinleşmiş bir davanın sanıklarının elini kolunu sallaya sallaya çıkması vicdanları sızlattı.

Bir yanda 18 ila 25 yıl arasında cezaevlerinde tutulan Sivas, İslami Hareket, Selam–Tevhid, Umut, Hizb-ut Tahrir, Hizbullah, İBDA-C ve Vasat Davası gibi siyasi mahkûmlarının feryatları, yeniden adil bir şekilde yargılanma talepleri (bizleri salıverin demiyorlar, yeniden yargılanma istiyorlar) ve kamuoyunun bu yönde beklentisi yargı ve siyasi otoriteden bir karşılık bulamadı.”

Yargısal süreç ve mağduriyetlerin kısaca ifade edilmesinin ardından çeşitli yazar, STK temsilcisi, hukukçu, mağdur ve mağdur yakınlarına yöneltilen sorular şunlar:

1-) 28 Şubat Post-modern darbesi için neler söylersiniz?

2-) 28 Şubat 1997 darbesinin çoğunlukla asker ayağının yargılanması doğru bir yaklaşım mıdır?

3-) Nasıl bir hukuk sistemidir ki darbecilere ‘iyi hal indirimi’ uygulanmaktadır. Bu yaklaşımla adalet tesis edilebilir mi? Müebbet hapis verilen sanıkların tutuklanmaması ile ne mesaj verilmektedir? Kamu vicdanını tatmin etmeyen ve darbecilere pozitif ayrımcılık uygulayan hukuk anlayışı yeni darbecilere cesaret vermez mi?

4-) 28 Şubat darbecilerinin “Seç beğen al” örgüt suçlamasıyla 20 yılı aşkın bir zamandır cezaevlerinde yatmaları, yaşlı ve hasta hükümlülere insanî uygulamaların görmezden gelinmesi üzerine ne denilebilir?

5-) 16 yıllık Ak Parti iktidarının yargı sorunlarının giderilmesi hususunda muktedir ol(a)mamasını nasıl okumalıyız?

Köklü Değişim Dergisi Yayın Yönetmeni Kurtuluş Sevinç: 28 Şubat Bitmedi ve Halen Geçerliliğini Sürdürmektedir.

Kurtuluş Sevinç / Köklü Değişim Medya

28 Şubat Davası 21 yıl sonra karara bağlandı. Bu bağlamda, 28 Şubat 1997 darbesi için neler söylersiniz?

28 Şubat Post Modern darbe girişimi bizzat darbecilerin deyimleriyle İslam’a, Müslümanlara, Müslümanların yaşam tarzına, fikirlerine ve inançlarına açılmış “topyekûn” bir savaştır.

28 Şubat bitmedi ve halen geçerliliğini sürdürmektedir.

Bugünün medyasının İslam’a olan düşmanlığı, 28 Şubat’ın medyasını aratmamaktadır. Son dönemde bazı hocalar küçük düşürülüp hakarete maruz bırakılmakta, 1400 yıldır değişmeyen İslami hükümler güncellenmeye çalışılmakta, İslami açıdan yapılan nasihat ve muhasebe suç sayılmakta ve iktidarı kutsamayan her ses susturulmaktadır.

Bu haliyle iktidar adeta 28 Şubat zihniyetine bürünmüş, onlardan olmuş ve onlar gibi hareket etmeye başlamıştır.

Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki 28 Şubat bir zihniyettir ve aynı zihniyet tüm organlarıyla hayattadır; İslâm’a ve Müslümanlara yapılan saldırı bugün halen devam etmektedir.

28 Şubat 1997 darbesinin, çoğunlukla asker ayağının yargılanması doğru bir yaklaşım mıdır?

Bu ülke askerler tarafından kurulmuş ve her daim askerlerin gözetiminde kalmıştır. Sivil inisiyatif tüm amellerinde askerin kontrolünde olmuştur. Gizli ya da açık askerin izni ve emri olmadan ülkede kuş uçmamıştır. İstisnalar kaideyi bozmaz tüm sivil yapılar askeriyenin direktifleri ile hareket etmiştir. Dolayısıyla askerin çoğunlukta olması doğaldır. Ancak bu, askerle güçlenen ve ondan daha fazla İslâm’a ve Müslümanlara saldıran; sermaye sahiplerini, medya unsurlarını, yargı organlarını ve siyasi çevreleri temize çıkarmaz. Bilakis en az asker kadar suçludurlar ve Müslümanların gördüğü zulümde onların da elleri kirlidir. Ancak işin başındakilerin cezaları böyle olunca sanırım bu çevreler ekseriyetle ceza almayacaklar; yeni süreçte yeni efendiler edineceklerdir.

Nasıl bir hukuk sistemidir ki, darbecilere “İyi Hal İndirimi” uygulanmaktadır. Bu yaklaşımla adâlet tesis edilebilir mi? Müebbet hapis verilen sanıkların tutuklanmaması ile nasıl bir mesaj verilmektedir?

Adalet sistemimiz geçmişteki adalet sistemi ile aynı sistemdir. Hukukun doğru ve yanlış algıları, dost ve düşman algıları değişmemiştir. Dolayısıyla sonuçları açısından değişen bir şey olmaması şaşılacak bir durum değildir. Nitekim yürürlükte olan hukuk sistemi her zaman olduğu gibi; laik, demokrat, cumhuriyet sistemine entegre olanlar ve olmayıp bunlara direnenler şeklindeki bir vakıa üzerine işlemektedir. Darbeciler ile onların yerine gelenler arasında sadece sistemi uygulama açısından üslup farkı vardır, yoksa uygulanan sistem aynı sistem; sistemin savunduğu ve tehdit gördüğü şeyler de aynı şeylerdir. Dolayısıyla bu kararla verilmek istenen mesajdan daha çok, vakıanın Müslümanların lehine değişmediğini anlamak daha doğru olur. Nitekim bu, Müslümanların hukuku değil bilakis onlara dayatılan hukuktur, doğal olarak kimlerin lehine işleyeceği gayet açıktır ve bunda şaşılacak bir durum kesinlikle yoktur.

Kamu vicdanını tatmin etmeyen, darbecilere pozitif ayrımcılık uygulayan hukuk anlayışı yeni darbecilere cesaret vermez mi?

15 Temmuz ile birlikte bir cadı kazanı oluşturuldu ve iktidar tarafından bu kazana her kim atılırsa atılsın halk destek verdi. En azından halk, iktidarın doğru olduğu vehmi ile sessiz kaldı. Bu süreçte iktidar “FETÖ” yaftasıyla karşı görüşleri bastırdı ya da bertaraf etti. Askeriye de kurmay ve yüksek rütbeli mensupları açısından bu anlamda çok zayıfladı. Hatta sonuçları ileride gerçekleşecek olan askeriyenin mayasına dair müdahalelerde de bulunuldu. Askeri okulların vakıası ve üzerlerindeki çalışmalar bunun göstergesidir. Dolayısıyla darbe gerçekleştirmek hem bu anlamda hem de 15 Temmuz sonrası halkta gerçekleşen refleks açısından yakın ve orta vadede söz konusu görünmemektedir. Ancak bu durum askeriyedeki genç subayların zihniyetinin değiştiği anlamına gelmez. Fakat yukarıda değindiğim gibi darbeye uygun zaman değil ve bu süreç uzun soluklu olacak gibi görünüyor.

28 Şubat darbecilerinin “Seç beğen al” örgüt suçlamasıyla 20 yılı aşkın bir zamandır cezaevlerinde yatmaları, yaşlı ve hasta hükümlülere insanî uygulamaların görmezden gelinmesi üzerine ne denilebilir?

28 Şubat mağduru mahpus Müslümanlardan niceleri soğuk zindanlarda yaşlanmış, sağlıklarını ve hatta canlarını kaybetmiştir! Onlardan bazıları bugün halen yaşlı ve hasta olduğu halde cezaevlerinde tutulmaktadır. İktidar ve yargısı, Kemalist darbecilere gösterdiği merhameti, darbe mağduru mazlum Müslümanlardan esirgemektedir.

28 Şubat davasında verilen bu mahkûmiyet kararı, o dönemde suç işlendiğinin açık bir ispatıdır. Yani Müslümanları uydurma deliller ile zindanlara gönderenlerin suçlu oldukları mahkeme kararıyla sabit kılınmıştır. Asıl suçlular tespit edildiğine göre cezaevindeki mazlum Müslümanların daha fazla zindan havası solumadan derhal serbest bırakılması gerekmektedir.

16 yıllık AK Parti iktidarının yargı sorunlarının giderilmesi hususunda muktedir ol(a)mamasını nasıl okumalıyız?

Kamuoyu yakinen bilmektedir ki iktidar, OHAL kapsamında istediği KHK’yı çıkartmakta ve istediği düzenlemeyi jet hızıyla yürürlüğe koymaktadır. Hal böyle iken yargıda muktedir “olamama” durumu söz konusu değildir.

28 Şubat davaları bağlamında yukarda zikrettiğimiz hususlar ile bugün de hala devam eden sair İslâmi davalardaki hukuk garabetleri, Türkiye Cumhuriyeti cari hukuk sisteminin üzerine oturduğu zeminden kaynaklanmaktadır. Zira bu zemin her daim İslamî hassasiyetleri olan Müslümanları düşman olarak görmüştür; bu anlayış, bu sistemin adeta kuruluş felsefesidir.

Dolayısıyla Müslümanlar, mevcut hukuk sisteminin kendi lehlerine değişmesini beklemekten ve bu uğurda değerlerinden taviz vermeye kadar varan bir mücadele biçiminden vazgeçmeliler. Mevcut sistemin İslam ve Müslümanlar aleyhine kurulu bir düzen olduğunu idrak ederek İslam’ın referanslarından hareketle Allah ve Rasulü’nün vazettiği şekilde şer’i hükümlerden sapmadan İslamlarına dönmeliler ve kendi sistemlerini kurmalılar.

Vahdet Vakfı Başkanı Hüsnü Aktaş: “Muktedir Olamayan İktidar Profili ile Karşı Karşıyayız”

Hüsnü Aktaş / Vahdet Vakfı Başkanı

28 Şubat Post-modern darbesi için neler söylersiniz?

Türkiye’nin siyasi tarihinde “post-modern darbe” olarak nitelendirilen ve dönemin generalleri tarafından “bin yıl süreceği” iddia edilen 28 Şubat Süreci, bin yıl sürmedi. Ancak o dönemde yaşanan mağduriyetler; üzerinden 21 yıl geçmesine rağmen, yaşanmaya devam ediyor. Gözaltı sürelerinin on beş gün gibi uzun olduğu o dönemde; tutuklanan sanıklar ne akrabaları ile ne de avukatları ile görüştürülmeksizin sorguya alınıyor, akla hayale gelmeyecek muamelelere tâbî tutuluyorlardı. Gözaltı süresi yine ek sürelerle otuz güne kadar da çıkabiliyordu. Bu sürede, maddi ve manevi işkencelere tabi tutulan insanlar, çoğu zaman kendilerine isnat edilen suçu kabul etmek zorunda kalıyorlardı. Tutuklanan kişilerin ağır cezalar almalarını mümkün kılmanın yolu; onları örgüt kurmakla veya gizli örgüte üye olmakla itham etmekten geçiyordu. Herhangi bir kişinin suç olarak addedilen bir fiili, ancak örgüt kapsamına sokulduğu zaman işe yarıyordu. Özellikle Müslüman kişiliği ve kimliği ile tebârüz eden kişilere bu yöntemle ağırlaştırılmış cezalar verilebiliyordu.

Devamını okumak için tıklayın


Feyzullah Soykök: “Yalnız Allah’a Kulluk Eden İnsan Zindanda Olsa Dahi Özgürdür.”

Sivas davası mahkûmu Cafer Tayyar Soykök’ün oğlu Feyzullah Soykök

28 Şubat Darbesi Müslümanların iktidara gelmesinin önlenmesi için yapılan bir darbedir. Öncesinde ve sonrasında Türkiye’nin değişik illerinde Müslümanlara hayatın her alanında değişik tezgahlar kurulmuş ve on binlerce insan mağdur edilmiştir. Bu darbe sebebi ile eğitim hayatından, iş hayatına ve kamusal alana insanlar tasviye edilmiş uzaklaştırılmıştır. Akabinde gelişen durumlarla yalan ve iftiralarla insanlar tutuklanmış ve binlerce insan da ülkeyi terk etmek durumunda kalmıştır. Günümüzde mağduriyetlerin büyük bir kısmı çözülmüş olsa da en önemlisi olan mahkumiyetler giderilememiştir.

Devamını okumak için tıklayın


Mehmet Şahin: “Kamu Vicdanı Bunu Kabul Etmeyecek, Sorgulayacaktır”

Umut davası sanıklarından Mehmet Şahin

28 Şubat 1997 darbesi için neler söylersiniz?

Öncelikle şunu ifade etmek isterim, 90 küsur yıldır vesayet altında olan bir ülkede yaşıyoruz. Küresel güçler dayattıkları sistemi korumak adına ihtiyaç duydukları zaman ve zeminde genel olarak silahlı kuvvetleri kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ‘’Balans ayarı” çekmişlerdir.

27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül Askeri darbesi, 28 Şubat Post-Modern Darbesi ve gerçekleşemeyen 15 Temmuz darbe girişiminde olduğu gibi.

Bu süreçler ne yazık ki Türkiye’nin karanlık ve toplumsal travma günleridir. Hukukun, yasaların, insan haklarının rafa kaldırıldığı, hiçe sayıldığı günlerdir. Yukarıda ifade ettiğimiz darbe veya girişimler her açıdan büyük bedeller ödediğimiz toplumda derin yaralar bırakmış zaman dilimleridir.

Devamını okumak için tıklayın


Ramazan Beyhan: “Darbe Ejderhasının Başı Hâkimin Kalemiyle Ezilmelidir”

Mazlumder Genel Başkanı Ramazan Beyhan

28 Şubat Darbesi bu ülkenin en asli unsurlarından olan inançlı kesime karşı yapılan bir darbeydi.

Her darbe, gerekçesi ne olursa olsun insanlara karşı işlenen bir suçtur. Bunu Kur’an’ın şu ayeti ile tespit etmek mümkündür:

“Melike şunu vurgulamak gerekir ki, hükümdarlar bir ülkeye müdahale ettikleri zaman orasını ifsad eder ve şerefli halkını zillete uğratırlar,böyle yaparlar daima”(Neml;27/34).

Bu ayet açıkça şunu göstermektedir ki gerek içeriden gerekse dışarıdan olsun bir toplumun düzenine yapılacak olağandışı her müdahale bu toplumun dengelerini bozar ve oranın şerefli halkını aşağılar.

Ayetin a priori olarak ortaya koyduğu bu gerçek, toplumların darbeler neticesinde yaşadıkları acı tecrübelerle onaylanmıştır.

Darbeleri sadece askerler yapmazlar, dışarıdan/emperyal güçler ve içeriden birçok kesimden bileşeni vardır, ancak görünen uygulayıcılar askerler olduğu için sadece onlar üzerinden tartışmalar yapılır.

Devamını okumak için tıklayın


 Mehmet Şat: “Hükümet Çok Acil Olarak Bu Yaraları Sarmak İçin Bir Adım Atmalı.”

İslami Hareket davası mahkumlarından 24 yıldır cezaevinde bulunan Ahmet Şat’ın abisi Mehmet Şat

28 Şubat 1997 darbesi için neler söylersiniz?

28 Şubat darbesi daha önceki bütün darbelerden farklı olarak, Türkiye’de yaşayan sadece Müslüman ve dindar halka ve bunların iktidardaki temsilcisi konumunda gördükleri Refah Partisine karşı yapılmış bir darbedir. Hedef olarak ta İslam’ın toplumdaki görünür sembolleri olan Başörtüsü ve sakal başta olmak üzere İslam’ın bütün alametlerini toplumdan silmek ve Müslümanları kamusal alan olarak sınıflandırdıkları alanların tümünden uzaklaştırmaktı. Bunun için de Emniyet güçleri ve Yargı mekanizmasını kullanarak halk üzerinde büyük bir baskı oluşturup adeta terör estirdiler. Amaçlarını gerçekleştirmek için başta basın olmak üzere Sivil toplum kuruluşları, Sendikalar iş örgütleri, meslek örgütleri Yök ve bağlı üniversiteler marifeti ile toplumda adeta dindar insanlara yaşam alanlarını dar ettiler. Öyle ki başörtülü bayanlar artık hastanelere bile alınmayacak duruma gelmişti. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde sağlık karnesindeki fotoğrafı başörtülü olduğu için tedavi edilmeyen 71 yaşındaki Medine Bircan’ın hayatını kaybetmesi hala zihinlerdeki canlılığını korumaktadır. 28 Şubat deyince Başörtülü olduğu için okula alınmayıp okul önlerinde trafik kazası geçirenler, Okuldan ya da iş yerinde başörtülü olduğu için atılı psikolojik sorunlar yaşayanlar, yurt dışına gitmek zorunda kalanlar, ordudan atılanlar, zindanlara atılıp hala içeride olanlar, askerlikte oğlunun yemin törenine başörtülü olduğu için alınmayan anneler, namaz kılan memurlar ile ilgili işlemler yapılması, toplumun laik anti laik kamplara bölünmesi, Devlet kasasının milyarlarca dolar boşaltılması ve Hükümetin düşürülüp refah partisinin irticanın odağı olmaktan dolayı kapatılmasını da hatırlamamak mümkün değil.

Devamını okumak için tıklayın


 Recep Karagöz: “Yargı 28 Şubat’taki Suçu Ancak 14 Yıl Sonra Gördü”

Recep Karagöz / Hak İnsiyatifi Sözcüsü

28 Şubat 1997 darbesi için neler söylersiniz?

28 Şubat darbesi, Müslüman kimlikli siyaset, sivil toplum ve cemaatler başta olmak üzere insan hak ve hürriyetlerine sahip çıkan her kişi ve kesimi bastırmak üzere gerçekleştirilmiş; ordu, siyaset, medya, iş dünyası ve sivil toplum ayağı olan bir post-modern darbedir. Genelkurmay salonlarında yargıya brifing verildiği, yasama ve yürütmenin ordu tarafından kuşatıldığı, İslami görünürlüğün suç sayıldığı, Müslümanlarla dayanışma gösteren herkesin gadre uğradığı ve darbeciler tarafından bin yıl süreceği söylenen bu post-modern darbenin adıdır 28 Şubat.

Devamını okumak için tıklayın


 İzzet Saldamlı: “Türkiye’de Askerlerin ya da Politik Aktörlerin Yargılanma Süreçleri Her Zaman Sorunlu Olmuştur”

İnsan hakları aktivisti İzzet Saldamlı

28 Şubat Davası 21 yıl sonra karara bağlandı. Bu bağlamda, 28 Şubat 1997 darbesi için neler söylersiniz?

28 Şubat, Cumhuriyet döneminin laik Kemalist, resmi/sivil jakoben oligarklarının bitmesini hiç istemedikleri egemen zorbalıklarının sarsılmaya başlamasına bağlı yaşadıkları korkularının darbeyle dışavurumudur.

28 Şubat, Cumhuriyet elitlerinin, silah, sermaye, siyaset, sendika, STK ve medya konsorsiyumu olarak halka ve halkın kadim değer ve inançlarına karşı yürüttükleri tarihsel savaşın en alçak örneklerinden biridir.

Devamını okumak için tıklayın


 Selahaddin E. Çakırgil: “Eğer, Suçlular En Ağır Şekilde Cezalandırılmazsa, Gelecekte Yine Hazırlanması Muhtemel Entrika Odaklarının Hazırlayıcıları İçin Ümid Verici Olmaktadır.”

Yazar Selahaddin Eş

28 Şubat 1997 Darbesi için söyleyecekleriniz?

Sorularınızın herbirisinin cevabı da, ayrı bir cevabın verilmesini gerektirmeyecek şekilde kendi içinde. 28 Şubat Darbesi de, tıpkı öncekilerin ve sonrakilerin herbirisinin mahiyetine benzer şekilde, 1826’da şeklen kaldırılmış olan ‘Hastalıklı Yeniçeri Kafası’nın bir diğer hortlamasıdır. Ve trenin raydan çıkmasıdır. 28 Şubatçılar, bu darbenin 1923’den beri var olduğunu ve bin yıl devam edeceğini iddia ediyorlardı. Bu iddiaları yersiz değildi. Ama aradan 15 yıl geçmeden, o zorbalığı sergileyen güç odaklarının yeller esiyor şimdi yerinde.

Devamını okumak için tıklayın


Avukat Arif Koçer: Bizlere yakışan, “herkes için adalet” diyebilmektir

Avukat Arif Koçer

Bütün darbeler toplum iradesine karşı bir sui kasttir ve kabul etmek mümkün değildir. İnsanı insan yapan şey, özgür iradesidir ve bu serbesti içinde kendi kendisini yönetebilmesi, bunu doğrudan veya seçtiği temsilciler aracılığı ile yapabilmesidir. Güce dayanarak bu iradeyi baskılamak, insana ve tabiatına karşı savaş açmaktır, insaniyeti mahvetmektir. Darbenin hiçbir çeşidini kabul etmek mümkün değildir. 28 şubat darbesi de –post modern- bir tür olarak bunlardan birisidir. Ancak şeffaf, denetlenebilir bir hizmet aygıtı olarak devlet yapısı yeni baştan düzenlenmezse, ne yazık ki, gücü tekeline alan odakların, her zaman bu uğursuz girişimleri yapabilme ihtimalleri devam edecektir. Fakat böyle bir devlet yapısı, birey olabilmeyi başarmış bilinçli, ilkeli, ahlaklı bir toplumun tüm erdemli insanlarının katkısıyla inşa edilebilirse, o odaklar bunu “akıllarına dahi getirmeye” cesaret edemeyeceklerdir.

Devamını okumak için tıklayın


 Ramazan Deveci: 20 yılı aşkın bir zamandır cezaevlerinde yatan, yaşlı ve hasta hükümlülere en azından yeniden yargılanma hakkı verilmelidir.

Ramazan Deveci (Ekran Gazetesi)

28 Şubat Davası 21 yıl sonra karara bağlandı. Bu bağlamda, 28 Şubat 1997 darbesi için neler söylersiniz?

Bu ülkede darbeler özellikle demokrasi adına yapılır. Demokrasiyi put haline getirenler bir anlamda darbeler ile kendi putlarını yemektedirler. Darbeler en basit ifade ile halk iradesinin yok sayılması, halkın seçtiği iktidarların silah zoru ile iktidardan indirilmesidir. Ülkemizdeki darbelerin tamamı Amerika destekli darbelerdir. Şimdi bu genel girişten sonra 28 Şubat darbecilerin kendi ifadeleri ile ‘post modern’ darbesini değerlendirecek olursak, diğer darbelerde olduğu gibi halkın iradesine ve inançlarına karşı açılmış bir savaşla karşılaşırız.

Devamını okumak için tıklayın


 Mehmet Ali Tekin: 28 Şubat 1997 Darbesi, Halkın İradesine İPOTEK KOYMA ve Halkın İradesini YOK SAYMA Darbesidir.

Mehmet Ali Tekin

28 Şubat 1997 darbesi için neler söylersiniz?

28 Şubat 1997 Darbesi, halkın iradesine ipotek koyma ve Halkın İradesini yok sayma darbesidir. Kendilerini ülkenin sahibi  ve efendisi gören laik kemalist Jakobenler; halkın iktidarını  Askeri Darbe ile yıkma hakkını her zaman kendilerinde bir hak olarak  görüyorlardı. Bundan dolayı Halkın seçtiği Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın Başbakanlığını hazmedemediler. Efendileri Siyonist İsrail  ve ABD’nin Işık  yakmasıyla Erbakan’ı, İrticayı Hortlatmakla suçlayarak, iktidardan uzaklaştırdılar. Ülkemizin ekonomik,  siyasi ve sosyal  çıkarlarını siyonist İsrail ve ABD’ye  peşkeş çekmek için yapılmış bir darbedir. Nitekim çok geçmeden 4 yıl içerisinde Ülkemizin  gelmiş geçmiş  en büyük  ekonomik krizi olan 2001 Krizi patlak vermiştir. Halkın birikimini bankaların içini 50 milyar dolar civarında boşaltarak; Bir gece içinde  Anadolu Halkını % 40 Fakirleştirmişlerdir. Bu boşaltmanın Tesiriyle ülke ekonomisinin gelecek yıllarda 300 Milyar Zarar etmesine vesile olmuştur…

Devamını okumak için tıklayın


 Avukat Hüseyin Yılmaz: 28 Şubat Darbesi Mağdurları Cezaevinden Çıkmadıkça, 28 Şubat Süreci Bitmiş Olmayacaktır.

Avukat Hüseyin Yılmaz (Hüda-Par Genel Başkan Yardımcısı)

28 Şubat Davası 21 yıl sonra karara bağlandı. Bu bağlamda, 28 Şubat 1997 darbesi için neler söylersiniz?

28 Şubat sürecinin doğru değerlendirmek için sistemi rejimi doğru tanımlamak lazım. Biz bunu eğer yapamazsak 28 Şubat sürecini 28 Şubat sürecinde Müslümanlara yaşatılan bu acıların tekrar etmesini önüne geçemeyiz.

Türkiye’de darbelerin, Kemalist sistemin kuruluşuna kadar giden bir arka planı vardır. 1924 anayasasıyla beraber “devletin dini İslam’dır” ibaresinin anayasadan çıkarılması sonrası, İslami yaşamın toplumsal hayattan silinmesi için İslam’a karşı top yekün bir mücadele başlatılmıştı.

Devamını okumak için tıklayın


 Gazeteci Tayyar Tercan: Darbeyle Hesaplaşmanın İlk Şartı Darbecilerin İçeri Attığı İnsanları Kurtarmaktan Geçer.

Tayyar Tercan

28 Şubat Davası 21 yıl sonra karara bağlandı. Bu bağlamda, 28 Şubat 1997 darbesi için neler söylersiniz?

Bu toprakların ruhuna düşman olan kesimlerin Anadolu insanını mankurtlaştırmak için vurduğu bir darbeydi 28 Şubat darbesi. Anadolu insanını kontrol etmek isteyen, köleleştirmek isteyen güçlerin peyder pey yaptıkları darbelerden bir darbe.

Devamını okumak için tıklayın


 Avukat Osman Yurt: 28 Şubat Yargılanmama İçin Bütün İnceliklerin Kullanıldığı Bir Darbedir.

Avukat Osman Yurt

28 Şubat Post-modern darbesi için neler söylersiniz?

Demirel, “Her milletin ordusu, bizim ordumuzun milleti vardır,” demişti. Bu olgu sınıfsal dayanışma ile birlikte birçok sürecin sebebini oluşturuyor. NATO ve benzeri uluslararası mekanizmalar bu oluşu besliyor. Kazan kaldırmalarla dolu tarihi Cumhuriyet döneminde darbelerle devam ettirdik. Bilgi, görgü ve her açıdan dokunan verilerle yaşadığımız her darbeyi daha ince dokuyarak, yeni tekniklerle geliştirdiler. Onun için 27 Mayıs, 12 mart, 12 Eylül, 28 Şubat, ara girişimler, 15 Temmuz hep farklı şekillerle geldi. Yasal zemin de olağanüstü ortamlarda ve sivillerin zar zor şartlarda yaptıkları düzenlemelerden oluştuğu için hukuki açık çoktur. Başarılamayan darbeler için kaçak yollar hazırdır. Başaranlara bir şey yapılamaz. 2010 referandumu sonrası 12 Eylül Cuntasına karşı yürütülen davaların sonuçları malum; etkisiz. 67 Yunanistan Darbesi liderleri cezaevinden çıkamadılar. Ama bizde böyle örnek yok. 28 Şubat nev-i şahsına münhasır, post modern darbe olarak bilinen, 1000 yıl süreceği söylenen, öncellerinden alınan derslerle rafine yöntemlerle gerçekleştirildiği için ona göre tedbirleri olan bir darbedir. Mahkeme darbe kararını vermiştir. Öncekileri göz önüne alıp ‘cebir ve şiddet’in somut varlığını darbe suçunun maddi delili olarak belirleyen yasal düzenleme ile 28 Şubat’ı yargılayanların işi zor. Genel temayülün aksine müebbet ceza alanları tutuklamayarak karşı tarafı rahatlatan, zaman kazandıran bir orta yol buldu yargı. Bütün şartları ortada olan bir darbeyi ceza hukuku mantığı ile mahkum etmenin zorlukları ile darbenin sonuçlarını her şeyi ile hisseden nesillerin iktidarda ve halen hayatta olduğu bir dönemde paradoks çok açık. 28 Şubat darbe sürecinin mimarlarını mahkum etmek üzere bir düzenleme yapılsa, ceza hukukundaki geçmişe yürümeme ilkesi doğrultusunda suçlulara uygulanamazken, bu düzenleme yeni rafine darbe süreçlerinde mevcut  siyasilerin devrilmesi, yargılanması mekanizması olarak kullanılır. Böyle bir potansiyelimiz var.

Devamını okumak için tıklayın


Avukat Muharrem Balcı: Sabi Sübyana Musallat Olmuşlardan Esirgemediğimiz İyi Hal İndirimini Darbecilerden mi Esirgeyecektik?

Avukat Muharrem Balcı / Hukuk Vakfı Başkanı

28 Şubat 1997 Darbesi için neler söylersiniz?

28 Şubat Darbesi, diğer darbelerden farklı bir örneklik sergiledi. Öncekileri bir şekilde atlatmış idik. İki sebebi var: Önceki darbecilerin çağa ayak uyduramaması, seçmen profilinin samimiyeti. Önceki darbelere karşı ‘bu da geçer yahu’ ile eyvallah etmiş bir toplum 28 Şubat’ta kısmen eyvallah etmemiş, kısmen direnmiş, fakat direniş sadece bireysel bazda başarılı olmuştur. Direnen, mücadele eden bireyler tabii ki onur kazanmışlardır.

28 Şubat’ın 90’lı yılların başından itibaren oluşturulmaya başlandığını (1991 Antalya Savcılar Toplantısı ve Laiklik Bildirisi) hatırlarsak, 90’lı yıllarda sivil toplum mücadelesinin, insan hakları aktivistlerinin ve kurumlarının yüz akı dönem olduğunu da hatırlamak gerekecektir.

Devamını okumak için tıklayın


Süleyman Arslantaş: 28 Şubat Kararı ve Özlenen Adalet

Süleyman Arslantaş / Araştırmacı Yazar

28 Şubat darbesi 27 Mayıs 1960 darbesinin devamıdır. Tıpkı 12 Mart Muhtırası’nın 27 Mayıs’ın devamı olduğu gibi. 27 Mayıs 1960 darbesi ile birlikte asker, yargı ve üniversitenin halka rağmen güç sahibi oldukları ortaya çıkmıştır. Her ne kadar tüm darbe ve muhtıralarda asker ön planda gözükse de, asker yalnız değildir. Onu destekleyen ve hatta darbeye teşvik eden önemli unsurlar, önemli kurumlar da vardır. Sermaye ve sermaye çevreleri ile medya bunların önemli unsurları iken; yargı ve üniversite darbelerin saç ayağını oluşturan temellerdir. Dilerseniz tüm darbe ve muhtıralara bakınız bu üçayağı ve onların destekçilerini görürsünüz.

Devamını okumak için tıklayın


 

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN