Çağlayan Adliyesi Önünde Müslümanlara Yönelik Yargı Zulmünün Sonlandırılması Çağrısı Yapıldı

MAZLUMDER ve mağdur aileler, Çağlayan Adliyesi’nde Hizb-ut Tahrir üyelerine verilen hapis cezaları ile 28 Şubat sürecinde tutuklanmış Müslümanların maruz kaldıkları hukuksuzlukların sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

, 0 Yorum

28 Şubat ve yargı mağdurlarına uygulanan yargı zulmüne dur demek için MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından 3 haftadır tertip edilen basın açıklaması “Son 28 Şubat Olsun” başlığıyla İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde gerçekleşti.


Ali ÖNER (Gazeteci Yazar)

Erdal ELİBÜYÜK (HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı)

“Son 28 Şubat Olsun” başlıklı basın açıklaması, Gazeteci Yazar Ali ÖNER’in konuşmasıyla başladı. Mağdur yakınlarının ve HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Erdal ELİBÜYÜK konuşmalarının ardından MAZLUMDER Genel Sekreteri Av. Kaya KARTAL“Bitmeyen 28 Şubat Hayat Çalmaya Devam Ediyor!” başlıklı basın açıklaması metnini okudu:

“Eğitimden iş/meslek hayatına; vakıf-dernek çalışmalarından hayır-hasenat faaliyetlerine; kılık kıyafet zorbalığından Kur’an eğitimindeki engellere; brifingli yargılamalardan işkenceli sorgulamalara kadar hemen her alanda ciddi zararlarını gördüğümüz 28 Şubat’ın üzerinden 21 yıl geçmiştir.

Aradan geçen 21 yıla rağmen 28 Şubat’ın çaldığı hayatların hesabı hakkıyla sorulamadığı gibi hâlihazırda 20 yılı aşan sürelerle cezaevlerinde tutulan 600’e yakın mahpus ve bu mahpusların aileleri yönünden söz konusu darbe halen hayat çalmaya devam etmektedir.

Geldiğimiz noktada 28 Şubat brifingli yargısının ürettiği ve sonrasında paralel yargıya devrederek geliştirdiği adaletsiz yargılama geleneğinin maalesef başka başka şekillerde kendisini yenilediğini, 28 Şubat artığı uygulamaların cezaevlerinde hortlatıldığını gözlemliyoruz. Korkarız ki hakiki bir hesaplaşma olmadan adil bir yargılama düzeni de gerçekleşmeyecektir.

Unutulmamalıdır ki 12 Eylül’den hesap sorulmamış olması 28 Şubat’ı doğurduğu gibi 28 Şubat’tan hesap sorulmamış olması 15 Temmuz’u doğurmuştur. Darbelerden hesap sormak, bir taraftan darbelerin bütün aktörlerinin hak ettikleri cezalara muhatap olması diğer taraftan darbelerin mağdur ettiği mazlumlar üzerindeki zulmün ortadan kaldırılması ile mümkün olabilecektir.

3 hafta önce başlattığımız ve diğer şubelerimizin de desteği ile her Çarşamba eşzamanlı olarak yürüttüğümüz “28 Şubat Siyasi Yargı Kararları İptal Edilsin!” başlıklı açıklamalarla 28 Şubat’ın en büyük mağdurlarının mağduriyetini gidermenin herkes üzerinde terkedilemez ve aksatılamaz bir farz olduğunu vurgulamaya çalışıyoruz.

MAZLUMDER olarak umudumuzu kaybetmeden,

-28 Şubat Siyasi Yargı Kararları İptal Edilsin!

-28 Şubat Mahpusları Derhal Serbest Bırakılsın!

talebimizi tekrar tekrar vurgularız.

Daha sonra Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR, mağdur aileler adına bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni:

Sayın Basın Mensupları ve Kıymetli Davetliler,

Yargıtay 16. Ceza Dairesi Hizb-ut Tahrir mensuplarına yönelik yargılama dosyalarında 105 kişi hakkında toplam 660 yıllık cezayı onadı. Özelde Hizb-ut Tahrir’e yönelik gelende ise Türkiye’deki samimi Müslümanlara yönelik 28 Şubat öncesi ve sonrasında devam eden bu haksız ve hukuksuz yargılamalara karşı “Yargı Zulmüne Son” diyor, Müslümanların mağduriyetinin tüm yetkili çevreler tarafından bilinmesi ve gerekli adımların atılması için bir kez daha hatırlatıyoruz. Zira bizler bu hatırlatmamızın müminlere fayda vereceğini düşünüyoruz.

Türkiye’de Kemalist ideoloji Müslümanları dün “Düşman Ceza Hukuku” çerçevesinde hukuk dışı yollar ile yargıladı ve suçsuz yere cezalandırdı. Bugünde aynı şekilde yargı erki üzerinden bu zulüm devam ediyor. Dün şapka takmadıkları, Kur’an okudukları ve İslami eğitim verdikleri için âlimler ve Müslümanlar darağaçlarında sallandırıldılar. Daha yakın bir tarihte 28 Şubat sürecinde ise başörtüsü taktıkları için kız öğrenciler okullarından atıldılar ve yargılandılar. İslami değerleri savundukları için Müslüman gençler haksız suçlamalar ve mesnetsiz iddialar ile uzun yıllar hapse mahkûm edildiler. 2000’li yılların başından bugüne kadar ise Yargı ve emniyet erkini ele geçiren, ismini önce “Paralel Yapılanma” sonra “FETÖ” olarak bildiğimiz grup tarafından Müslümanlara kumpaslar kuruldu, iftiralar atıldı ve mesnetsiz deliller ve ispatı mümkün olmayan iddialar ile yargılamalar yapılarak ağır cezalar verildi.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Hizb-ut Tahrir’i selefi 9. Ceza Dairesi gibi “terör örgütü” kapsamında değerlendirerek bu cezaları onamıştır. Bu onama ile şiddet ve kaostan beslenen örgütler ile fikri ve siyasi çalışma yapan Hizb-ut Tahrir aynı kefeye konulmaktadır. Daha vahim olan şey ise şudur: “FETÖ” üyesi olmakla suçlanıp yargılanan veya hüküm giyen yargıçların verdiği ceza kararları bugün Yargıtay tarafından onanmıştır. Aynı zamanda bu yargılamaların soruşturma ve kovuşturmasını yürüten, iftira ve kumpaslar ile fezleke hazırlayan emniyet memurları da aynı şekilde “FETÖ” üyeliğinden yargılanmaktadır. Yargıtay 16. Ceza Dairesi üyeleri “FETÖ” suçlamaları ile şu an yargılanan meşhur 9. Ceza Dairesini aratmayan kararlara imza atmaktadır.

Bu basın toplantısına katılan mağdur aileler adına yetkili merci olan hükümet ve yargı organlarına şu çağrılarımızı yapıyoruz:

1- Hükümet hiçbir cebir ve şiddet eylemini benimsemeyen ve bunu kesinkes reddeden Hizb-ut Tahrir’in üyeleri üzerindeki bu yargı zulmünü durdurmalıdır.

2- Hükümet hem Laik Kemalist yapının 28 Şubat döneminde mağdur ettiği Müslümanlar hem de “Paralel Yapı” “FETÖ” olarak isimlendirilen yapının haksız yere cezaya mahkûm ettiği tüm Müslümanlar hakkında mağduriyetleri giderecek gerekli adımları ivedilikle atmalıdır.

3- Yargıçlar, birtakım telkinler, siyasi baskılar altında kalarak, vicdanlarının sesini dinlemeden, masum insanları cezalandırmaktan vazgeçmelidir. Zira Hizb-ut Tahrir hakkında terör örgütü olmadığına dair açık hukuki gerekçeler ile hazırlanan bilimsel mütalaalar mahkemelere sunulmuştur. Birçok yerel mahkeme Hizb-ut Tahrir üyeleri hakkında berat kararları vermiştir. Emniyet Müdürlüklerinin mahkemelere sunduğu bilgi notlarında ise Hizb-ut Tahrir’in cebir ve şiddet yöntemini reddettiği açıkça beyan edilmektedir. Tüm bunlara rağmen Yargıtay 16. Ceza Dairesi üyelerinin bu onama cezaları hangi hukuk ve kanun ile açıklanabilir?

4- Sivil toplum kuruluşları, sahip oldukları konum ve üstlendikleri misyon gereği, bu hukuksuzluklara karşı en güçlü şekilde tepki gösteren kurumlar olmalıdır.

5- Medya organları ise hukuksuz yargılamalar konusunda tarafsızlık ilkesi ile tüm mazlum ve mağdurları gündeme taşımalıdır.

Son olarak bu basın açıklamasının amacını bir kez daha tekrarlamak istiyoruz. Kastımız, mağduru oynayıp merhamet ve af beklemek değildir. Biz 28 Şubat sürecinde ve sonrasında Müslümanlara yönelik kurulan kumpaslar ile oluşturulan mağduriyetlerin giderilmesini istiyoruz. Bu ise siyasi irade yani hükumetin sorumluluğundadır.

Yargı Zulmü Mağduru Aileleri Adına”

Kaynak: Köklüdeğişim

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN