ESARETİN BEDELİ DEMOKRASİ NÖBETİ

, 0 Yorum

Hatır yok, gönül yok, üslup yok, merhamet yok, kural yok, nizam yok. Örülen bir korku duvarı, bir tarafında asırlık hezimetin yılmaz savunucuları, bir tarafta canını, malını, yüreğini ortaya koyan ve her sıkıştıklarında imdada koşan cesur Müslüman ahali.

Yanlış yaparsak susun, doğru yaparsak alkışlayın felsefesi. Alkışlamayı unuttuk! Biz gülersek gülün, biz ağlarsak ağlayın, ama muhasebe etmeyin, hata yapmayın! Bir troll ordusu kurulmuş. Tıpkı Orta Çağ Avrupa’sındaki Engizisyon Mahkemeleri ya da Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki İstiklal Mahkemeleri gibi. Halka emredilen mimik ve hareketlere senkronize olmayanları seçip, “FETÖ”cü ilan eden. Yıllar önce “FETÖ”yü ifşaa edenler hala zindanlarda. Öyle ya ifşaa edilecek ise, zamanı gelince siz edersiniz kanununu unutmuşum. “Ne istediniz de vermedik” demekte size mahsus. Aladatıldım demek de. Hala “FETÖ”nün “Ilımlı İslam Projesi” hakkındaki rahatsızlığınızı da duyamadık. Öyle ya o proje demokrasi’ye aykırı değil. Ortaklığınız da iktidarı paylaşamayınca bozulmuştu sanırım. Standart bu; “demokrasi’ye uyarsa maruf, demokrasi’ye aykırı ise münker” hizmet edilen ortak değer; batıl demokrasi.

Peki, nedir bu demokrasi?

Kimi ağlatır kimi güldürür?

Hem kim anlatacak Ilımlı İslam’ın tıpkı demokrasi gibi esaret olduğunu?

Demir kartal aheste aheste ötüp, kanatlarını açıp heybetini gösteremeyecek kadar dar bir altın kafese hapsedileli bir asır oldu.

Bir asır önceki kuralsız, kanunsuz kurulan kumpastan bahsediyorum.

Sokaklara dökülüp Halife Abdulhamid’i “Hürriyet, Hürriyet” sloganları atarak protesto edenlerin bahsettiği hürriyetin, demokrasi olduğundan bahsediyorum.

Her ne kadar yazdırılan tarih kitaplarında İngilizlerin beş yıl işgal altında tuttuğu Payitaht’ı 6 Ekim 1923’te tek kurşun atmadan korkarak terk ettiğinden bahsetse de, hakikât böyle değildi.

Herşey Lozan imzalanıp, İnönü liderliğindeki heyet kafalarında silindir şapka ve sırtlarında frak ile Cenevre’de mutasyona uğrayıp Anadolu’ya ulaşınca su yüzüne çıkmaya başlamıştı.

İşgalci İngilizler, Lozan’da 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalar atıldıktan yaklaşık üç ay sonra Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilan edildikten bir ay sonra, yerli işbirlikçileri ile Ümmet’in iradesine karşı gerçekleştirdikleri darbenin başarıya ulaştığı garantisini alıp İstanbul’u terk etmişti.

İngiltere Parlamentosu Türkiye’nin bağımsızlığını imzalar atıldıktan bir yıl sonra yani Ümmet’in kalkanı Hilafet’i 3 Mart 1924’te kaldırıldıktan sonra onaylamıştı. Tabii bu gelişmeler tarihçilere göre tesadüften ibaretti. Öyle ya batıl bir devrimin yutturulması için zemin hazırlamak gerekirdi.

General Harrington, İtilaf Devletleri adına Beykoz Parkı’nda düzenlediği bir çay partisi ile işgale son verirken, topraklarımızda kalan gölgeleri adım adım Müslümanları cendereye alarak dayatılan inkılaplarla yeniden Ümmet’in ayağa kalkmaması için var güçleri ile batılı perçinliyorlardı.

Bugün G-20 zirvesinde Türk Heyeti’nin terörün finansörü ABD’li ve Avrupa’lı mevkiidaşları ile el ele, sarmaş dolaş samimi poz verme âdetinin temeli de Beykoz’daki garden party’de atılmış meğer.

Muassır medeniyetler seviyesine ulaşmak için katilin ile samimiyet şart.

Üsküdar’dan arabalı vapur ile ordumuz karşıya geçerken, Müslüman ahali ordumuzu “Allahu Ekber” nidaları ile karşılıyor, henüz kapısına kilit vurulmamış Ayasofya’nın görkemli minarelerinden tıpkı 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi sela sesleri yankılanıyordu. Tarih tekerrür ediyor. İlkinde İngiliz ordusu kendi iradesi ile çekilirken, ikincisinde İngiliz yanlısı subayların hezimet ile geri çekiliyor ve her iki hengâmede de demokrasi kazanıyordu.

Demokrasi kazanmış, Ümmet’in zaferi çalınmıştı.

Et, tırnaktan ayrılmış, İslam Nizamı kaldırılmış, İngilizler ile birlikte Hilafet’te İslam yurdundan hile ile çıkarılmıştı.

Ne olmuştu Lozan’da?

Lozan sonrası ivedilikle Cumhuriyet ilan edilmiş, laik, demokratik düzen tesis edilmiş ve Hilafet kaldırılmıştı. Heyetin başındaki İnönü ve Kemal Atatürk artık İslam’ı ağızlarına almaz olmuş, köprü geçilmiş, fırtına durulmuş, kıtalara hükmeden koskoca İslam Devleti yol olup gitmişti. Tıpkı bugün olduğu gibi fırtına geçene kadar sığınılan Müslüman ahalinin mukaddesatına sırt dönülmüş ve demokrasi kutsanmaya başlamıştı. Muhalefet edenler darağacında günlerce sallandırıldı. Bugün idam cezası olmadığı için Müslümanlar zindanda ölümü bekler hale geldi. Birinci Dünya Harbi’nde İngilizler’i Çanakkale ve Kut’ül Amare’de hezimete uğratan İslam Devleti değilmiş gibi, Biladüşşam’ı hiç savaşmadan Halep’e kadar İngilizlere teslim eden kadro, Lozan’ı da imzalamıştı. Bu mantık üzerine kurulmuş bir devletin bugün de Halep’i gavur Moskof’a teslim ederek, ticari ve siyasi kaygılarını dindirmesi de garip olmasa gerek.

Lozan hezimet değil ise;

-Neden denize döküldüğü iddia edilen Yunan’dan alacağımız savaş tazminatından vazgeçilmişti?

-Osmanlı’yı reddeden Türkiye Cumhuriyeti, neden Osmanlı’nın borçlarını ödemeyi kabul etmişti?

-Neden Filistin’li kardeşlerimiz bizi İngilizlere teslim etmeyin yakarışlarına karşılık, onları oyalayıp sonra da başınızın çaresine bakın diyerek, İngiliz Manda rejimine teslim ettik?

Aksa’nın kapılarına kilit vurup Kudüs’te ezanı yasaklayan ve canı sıkıldıkça Gazze’yi bombalayan, Filistin doğalgazını gasp edip pazarlamak için birlikte doğalgaz hattı kuracağımız gasıp Yahudi’ye ses çıkarmayıp izlemek de Lozan’a dahil midir?

-Mondoros Antlaşması’na göre Fransa’nın işgal ettiği toprakları neden geri almadınız?

-Mısır, Libya ve Sudan üzerindeki haklarımızdan neden vazgeçildi?

-12 adalar, Kıbrıs ve orduları beklerken türküler yakan Azerbaycan neden yüz üstü bırakıldı?

“Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa” diyen Azeriler’i kimlere teslim ettiniz?

Söyleyiniz! Demokrasi esaret değil de nedir?

Övülen hürriyet, kölelik değil de nedir?

Kâğıt üzerinde yazılı olanların, meclislerde konuşmalara yansıması şu şekilde idi;

İngiliz Heyeti’nin Reisi Lord Curzon: “Türkiye İslam ile alakasını ve İslam’ı temsil rolünü (Hilafet) kendi eli ile çözer ve atarsa, bizimle hulus birliği (gönül birliği) etmiş olur. Biz de kendisine dilediğini veririz”

Ne idi dilediğiniz?

Kıtalara hükmeden İslam Devleti yerine Anadolu’ya hapsedilmiş bir devletin demokrasi ile yönetimi mi?

Taahhütler tek tek yerine getirilerek, güvenilir bir ortak olduğunu ispatlayan Ankara Hükümeti, tarih sahnesinde yerini alıyordu.

İngiltere Avam Kamarası’nda “Türkler’in İstiklalini ne için verdiniz?” itirazlarına karşılık, Lord Curzon asla unutulmayacak şu cevabı vermişti:

“İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha ezici güç ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz, onların maneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz”

Lord Curzon, görüşmelerde İnönü’nün heyeti içinde yer alan, Ankara heyetini kontrol edip, güvensizliği gidermek için İngilizler tarafından monte edilmiş Yahudi Haim Naum’a:

“Daha önceki taahhütlere uygun olarak, Hilafet ilga edilmediği takdirde sulh gerçekleşemez” sözünün yansıması ise; TBMM’de Hilafet’in kaldırılmasına dair kanun görüşmelerinde itirazlar yükselince, Atatürk’ün sıraların üstüne çıkıp “İhtimal bazı kelleler gidecektir” tehdidir.

Hile ve tuzaklar işe yaramış “Allah c.c. göklerdedir, yerlerde bizim hükmümüz geçer, hükmü (kanunları) biz koyarız isyanı üzerine kurulu demokrasi ile gelen özgürlükler; fuhuş, zina, eşcinsellik, faiz, kumar, alkol ve Din-i İslam’a ve mukaddesatına küfür etme özgürlüğü ile ifsad edilen tertemiz toplumun, kendini zehirleyen yılana sarılması ve onun için nöbet tutması da, bir asır önce kurgulanan oyunun yöneticiler eli ile sahneye koyulmasıdır.

Bu oyunu devam ettirenler, her engelde selaları ve Ümmet’in duygularını kullanırken, tehlike geçince tekrar batıl demokrasi’yi kutsamaktan ve Müslümanları cendereye almaktan geri durmamışlardır. Demokratik devletlerin alışılagelmiş töresi.

Her hükümdar iktidarına karşı darbeye kalkışanlar ile savaştığı gibi, Kâinatın Hükümdarı Allah Azze ve Celle’de isyan edenlere karşı savaşacaktır.

Allah Azze ve Celle, hükmedenlerin hâkimidir ve hükmü ile hükmetmeyen her hükümdarın iktidarını elbet bir gün yıkacaktır.

İki milyarlık Ümmet-i Muhammed’i kontrol altında tutup esir etmenin formülünü demokrasi ile bulmuş olabilirsiniz. Peki, ya Ümmet uyanınca ne yapacaksınız? Gücünü idrak edecek Ümmet’in hâkimiyetinde tüm insanlığın kurtuluşa ereceği güzel günlere hazırlanın. Kurtuluş yakındır biiznillah zira Batı, batıla mahkum, batıl yok olmaya.

“Biz ne azıcık kulağını çekince korkup sinen Lenin’in müritleriyiz, ne de yonttuklarınızın kölesi, biz Ümmet-i Muhammed’iz”

Bu Ümmet 15 Temmuz’da cesaretini ortaya koymuş ve iradesini Tekbirler ile tebliğ etmiştir. Bu karar ve azim ile tebliğ edileni yerine getirmek cesur adamlara mahsustur.

Biz batıla boyun eğmedik, eğmeyeceğiz!

 

Zalim fermanın vermiş meydan bizimdir

Dönecek ordularım Mevla Kerim’dir

Yıkılacak krallar şimdi vakittir

Hilafet geliyor kaldır sancağı

————-

Şeddeli beyitlerim sükûn dinlemez

Bir kıyam başladı ki, dur durak bilmez

Muhammed’in Ümmet’i yolundan dönmez

Hilafet geliyor kaldır sancağı

@FATHDODU

 

Bir Cevap Yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN