Güç ve Azınlık Yanılgısı

, 0 Yorum

Akli çıkarımlar, başarıya ve zafere götüren unsurun sayısal çokluk ve güç olduğu konusunda, aydın düşünemeyen insanları ikna edicidir. Dünyevi vaka da bu doğal bir sonuçtur. Bir kişinin çıkardığı ses ile 5 kişinin çıkardığı bir ses aynı olmadığı gibi, 10 kişinin kaldırma gücü ile 100 kişinin kaldırma gücü eşit değildir. Bu, Yaratıcının eşyaya yüklediği doğal bir sonuçtur. Fakat işin mahiyeti ve tezahürü Âlemlerin Rabbinin dini olan İslam olduğunda Güç ve Azınlık, sadece bir yanılgıdan ibarettir.

Adem aleyhisselamdan bu güne kadar ki süreçte Aziz ve Celil Olan Allah’ın mukaddes kitabından aldığımız referanslar, bu yanılgıdan kurtarmak için bir çok peygamber üzerinden bizlere ders ve nasihatler vermektedir. Kendisini İslam’a nispet eden kitlelerin liderleri ve müntesipleri Kur`an ve siyer ile iştigal ediyor olmalarına karşılık, İslami bir hayatın hayata hâkim olmasının, işgalci kâfir devletlerle, batı ve onların yerli işbirlikçileri ile mücadele edebilmenin tek yolunun sayısal üstünlüğe ve yeterli güce erişmekle mümkün olduğunu savunmaları, İslam’ı iyi idrak edememelerinden dolayıdır. Zira bu idrak problemi onların bu fikirlerini biraz daha genişleterek sayısal üstünlüğü ve gücü elde edebilmek için farklı yollara başvurarak kendilerince taviz fıkıhları oluşturmaya yöneltti. Bazen demokrasiyi araç edinerek, bazen milliyetçilik ve vatancılığı öne sürerek sayısal üstünlüğün elde edilmesinden sonra devrimin gerçekleşebileceği noktasından hareket ettiler. Bununla birlikte İslam düşmanlarının ağır sanayileri, ekonomik refah düzeyleri, askeri alanda gelişmiş teknolojileri ellerinde bulundurması da bu fikirlerini destekler vaziyettedir. Gerek halkı Müslüman olan beldelerde gerçekleştirdikleri insanlık dışı katliamlar, gerek siyasi, gerekse ekonomik alanda uyguladıkları ciddi yaptırımlar, Müslüman halkların büyük bir bölümünü etkilediği kaçınılmazdır.

Hâlbuki zaferde aslolan şeyin güç ya da çokluk olmasına olan inanç, İslam’ın temel prensibi olan Tevhid akidesi ile taban tabana zıttır.

Biz bu fikirleri İslam’ın ekseninde inceleyerek sonuca gideceğiz.

Allah Azze ve Celle`nin her şeye gücünün yettiğine ve kendisinin ilminin dışında bir yaprağın dahi kıpırdamayacağına iman eden, ama yine de gerçek gücün sahiplerinin ABD, İsrail gibi Batılı Kafirler, çoğunluk ve güçte olduğuna da inanan kitleler ve kişiler, ispat edilmemiş bir iddia içerisindedir. Namazlarımızda okuduğumuz fil suresi dahi, kendi başına bu fikri çürütebilecek türdendir. 60.000 kişilik devasa fil orduları ile Kabe’ye saldıran Ebrehe ve Sefil ordusunu zelil etmek isteyen Allah, insanların sapanlarla avladıkları küçücük kuşlar ile onları yenik ekin yaprağı gibi yapması ibret vericidir. Korkudan dağlara çekilen Mekkeliler her şeyden ümidi kesmişken, Allah kendi katından bir azap ile Ebrehe ve ordusunu azaplandırdı.

Yeryüzünde bizden daha güçlü kim var? diyecek kadar böbürlenen, büyüklük taslayan, Ad kavmine karşı Hud Aleyhisselam cihadını kınayanın kınamasına, tehdit edenin tehdidine aldırmadan aralıksız sürdürürken, bir yalnızlık ve güçsüzlük içerisindeydi. Biyolojik ve psikolojik olarak, kavminin Hud Aleyhisselama intisab etmemesi için yöneticilerin baskıları sonuç veriyordu. Nitekim bu azınlık karşısında dahi Hud Aleyhisselam ilahi emirlerden taviz vermek bir yana, kavminin ileri gelenlerine meydan okuyordu.

“Hepiniz el ele verip bana tuzak kurun ve yapabiliyorsanız bana hiç göz açtırmayın. Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim.” (1)

İşte, bütün mesele burada. Çokluğa ve güce değil, Allah’a tevekkül. Kalabalıkları, Hak’tan çevirmek isteyenlerin karşısına izzetle çıkıp, onları tehdit etmenin karşılığı idi Hud Aleyhisselamın kavmine üstün gelişi.

“Azabın bir bulut şeklinde belirip de vadilerine yöneldiğini gördüklerinde, “Bu bize yağmur yağdıracak bir bulut” dediler. Hûd “Hayır” dedi. “O, bir an önce gelmesini istediğiniz şeydir; bir rüzgâr ki, acı bir azap taşır. Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder.” Nitekim öyle bir helak oldular ki meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu. Kafirler topluluğunu biz işte böyle cezalandırırız.” (2)

Allah bir beldeye azap ya da Nusret edeceği vakit hiç kimseden yardım almaz. Bilakis insanların hafife aldıkları; Bazen kuşlar, bazen yağmur, bazen rüzgarı vesile eder. Bu sebeple Müslüman kişi içinde bulunduğu halin bir imtihan vesilesi olduğunu aklından çıkartmaması, safını Allah’ın tarafına kanalize etmesi ve Allah’ın rızasına uygun bir hayatı tercih ederek sayısal azınlığın ve güçsüzlüğün, Allah’ın katında hiçbir kıymetinin olmadığını idrak edip, ümitsizliğe kapılmamalıdır. Allah’ın tek kişilik ümmet olduğuna şahitlik ettiği İbrahim Aleyhisselam, putları kırarken ne akıbetini düşündü ne de yalnız kalışını… O sadece Allah’ın razı olduğu bir hayat tarzını tercih ettiği için kavmine meydan okudu. İşte bu meydan okumanın karşılığı idi devasa ateşlerin gül bahçesine dönmesi.

Musa Aleyhisselam Rabbinden emir alıp, “Kullarımı gece yola çıkar. Arkadan mutlaka sizi takip edecekler.”(3) ayeti vahyolunduğunda, takip edileceğini bile bile yola çıktı. Kızıldenize vardıklarında ise arkalarında Fravun’un ordularını gören İsrailoğulları, “işte şimdi yakalandık” (4), sen açtın başımıza bu işi diyerek Musa Aleyhisselama sitemde bulundular. Fravun’un ne kadar acımasız bir zalim olduğunu bildikleri için içlerine korku düştü… Bir yandan Fravun’un donanımlı orduları, diğer yandan savunmasız, sivil ama dönek İsrailoğulları… Allah’tan aldığı emri her ne şekilde olursa olsun yapmakla mükellef olan Musa Aleyhisselam, bu işin sonucunu düşünmeden İsrailoğulları’na cevap verdi; Hayır, asla öyle değil…! Ben “Rabbimle beraberim o bana bir çare gönderir.” (5) diyerek Tevhid manifestosunu haykırıp, kulluk görevini yapmaktan asla taviz vermediği için Rabbi ona; “Asanı denize vur”(6) diye vahyetti… Deniz hemen yarılarak ikiye ayrıldı. “Böylece iki parçada kocaman bir dağ oluverdi.”(6) Ta-ha suresinin 77. ayetinde ise buna ilave olarak “Denizde kuru bir yol aç” ibaresini görüyoruz SubhanAllah!

Allah, emrini yerine getiren Musa Aleyhisselam ve İsrailoğulları’nın geçebilmesi için önce denizi ikiye ayırıyor, ardından da o denizin çekilmesi ile oluşacak olan balçık ve benzeri şeyleri bertaraf ederek rahat bir şekilde yürümelerini sağlıyor. İşte Allah’ın kuluna kafi geldiği an. Allah’ın emirleri doğrultusunda hayatını şekillendiren, nehyettiği şeylerden ise uzak kalan muttakiler için Allah’ın yardımı kaçınılmaz bir vaaddir. Bu sonuç ise hiç sürpriz değildir.

Bedir Savaşında sayı ve güç olarak Mekkeli müşriklerin Müslümanların 3 katı olmaları da zaferin önünde engel değildi, olamazdı. Zira peygamber duasına icabet eden Allah Subhanehu ve Teala, 3000 melek ile kendi katından ordularını göndererek zafer nasip etmesi, gerekse İslam ordularının değişik zamanlarda yaptıkları mücadelelerde İslam’ın müntesiplerinin Allah’ın katından bir nusret ile desteklendiklerini, İslam düşmanlarının ise yine Allah’ın katından bir azap ile azaplandırıldığını görebiliyoruz.

“Nice az topluluklar, Allah’ın izni ile sayıca çok olan toplulukları yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” (7)

Bu nedenle dava ve davet taşıyıcıları Allah’ın rızasını kazanabilmek için hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan sebep ve koşullar ne olursa olsun ümitsizliğe kapılmamaları ve sadece emrolundukları risaleti cihana ulaştırmak için yaptıkları girişimleri ve amelleri yapmaya devam etmelidirler. Başarı ve zaferin reçetesi Alemlerin Rabbi olan Allah’a iman edip, salih amel işleyip, emirlerini yerine getirip, nehiylerinden kaçınmaktır.

Böylesine bir İslami şahsiyeti elde ettiğimiz ve Alemlerin Rabbi olan Allah’ın dinini yeryüzüne hakim kılmak için çalıştığımız vakit İslam devleti asla bir rüya değildir. Bu “Allah’ın vaadi, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Selem’in müjdesidir.”

“Allah, sizden iman edip güzel işler yapanlara, kendilerinden öncekileri yaptığı gibi onları da muhakkak yeryüzünün hükümranları yapacağına, onlara kendileri için beğendiği dinlerini kuvvetle icra etme gücü vereceğini, kesinlikle onları korkularının arkasından güvenceye erdireceğine dair yeminle söz verdi.” (8)

[1] Hud 55

[2] Ahkaf 24

[3] Şuara 52

[4] Şuara 61

[5] Şuara 62

[6] Şuara 63

[7) Bakara 249

[8] Nur 55

Bir Cevap Yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN