Hilafet’in Varlığının Önemi ve Onu Ortadan Kaldıranların Şer Planları

, 0 Yorum

Müslümanlar bir asra yakındır islamın yönetim şekli olan hilafetten uzak bir hayat yaşamak ile, binbir türlu sorun sıkıntı ve müsibetle yaşadılar ve yaşıyorlar. Ve her geçen gün bu sıkıntılar şiddetlenerek artıyor. Ortadoğu, asya, afrika ve balkan ülkelerinde yaşayan muslumanların haline bakmak, nasıl bir trajedi yaşandığı görmek mümkündür. Sömürgeci kafirler kendi pis emellerine ulaşmak için kahredici işgal serisini başlatarak korkunç katliam ve cinayetler işlediler..

Oysa islam ümmeti hilafetin gölgesinde yaşarken huzurlu bir hayat, izzetli bir ilerleme ile yaşıyordu. Malın canın ırzın ve arzın güvende olduğu bir hayat sürdürüyordular. Bu halleri 3 mart 1924’te hilafetin kaldırıldığı bir güne kadar devam etti.

Bu tarihten sonra islam ümmetinin varlığı yok edildi, kuvveleri dağıldı, bölgeleri birbirinden koparıldı,siyasi ve sosyal alanda iradesine gasp edilecek bir duruma gelindi.

Hilafetsiz geçirilen müslümanların hayatı, zor ve zahmetli bir sürece girdikleri, her geçen gün korkunç bir tarajedi meydana geldiği bir gerçektir.Bunlardan kurtulmanın ve bizlere eskiden olduğu gibi, izzetli onurlu ve şerefli bir hayatı yaşattıracak hilafetin, onun önemini anlamak ve onun için çalışıp onu kurmakla mümkün olduklarını bilmeleri kaçınılmazdır.

Hilafet :İslam şeriatının hükümlerini tatbik eden, islam davetini taşıyan ve dünyadaki müslümanlara liderlik yapan bir devlettir. Aynı zamanda kafirler tarafında dağıtılmış olan müslümanları bır araya getirecek, ülkelerini birleştirecek, mallarını ve canlarını koruyup gözetecek, siyasi ve tebasına sorumlu olan bir otoritedir.

Bu köklü devletin tekarar hayat bulmaması için, kafirler ve yerel ajanları bu konuda müslümanların zihinlerini karıştırmak için şüpheleri bu konuya çekerek hilafet meselesine gölge düşürmek isterler. Batı kültüründen etkilenmiş gerek bilinçli ve gerekte bilinçsizce iddia ettikleri ‘hilafet tarihte meydana gelen hadiselerin ihtiyacından sonra uzlaşma ile çıkmış bir kurumdur’ sözü tamamen kasıt içeren bir sözdür.Çünkü sömürgeci kafir batı, hilafetin olduğu tarıhte ne denli bir hayat yaşadıklarını bilmekteler.

Hilafet muslumanlara hayrı zaferi ve izzeti yaşattırırken, azgın kafirler ise onun karşısında hor hakir ve zelil bir hayat yaşıyordular.İşte kafirler tekrar böyle rezil bir durumu yaşamamaları için, ellerinden gelen hertürlü saldırıları ve baskıları artıtararak müslümanları silindir gibi eziyorlar.

Bu köklü ümmetin köküne tekrar dönmemesi için siyasi, askeri, kültürel ve ekonomik baskılar yaparak kıskaca almaya çalışıyorlar.

Bakınız bu hakikatı bir fransız bakan nasıl itiraf ediyor.: “İslam dünyası zincirlenmiş bir devdir. Onun yeniden kalkmaması için elimizden geleni yapmak zorundayız.”

Nitekim Rabbimiz bizi onların yaptığı ve yapacakları çalışmanın kastını bildirmektedir.

Kâfirler mallarını, insanları Allah’ın yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra bu onlar için bir pişmanlık sebebi olacaktır. Sonra da mağlup olacaklardır. Kâfirler toplanıp cehenneme sürükleneceklerdir (.enfal.36.)

Hak ile batıl, küfür ile iman, müslüman ile kafirin savaşı kıyamete kadar devem edecek, nihayetinde hak ve hakikat ve bununda pratikteki temsilcisi hilafet galip gelecektir.Velevki kafirler zalimler müşrikler ve mustekbirler kerih görseler bile

İslâm dinini bütün dinlerden üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen Allah’tır. İsterse müşrikler hoş görmesinler.(Tevbe.33)

Hilafet tarihi bir kurum değildir, bilakis namaz oruç ve hac gibi şer’i bir meseledir

Nitekim Rabbimiz ‘’Onların arasında Allah’ın indirdikleri ile hükmet. Onların heva ve heveslerine uyma ve seni Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından saptırırlar diye onlardan sakın.”(Maide 49)

“Aralarında Allah’ın indirdikleri ile hükmet. Haktan sana gelenin dışında onların hevalarına (arzularına) uyma.”(Maide 48)

Allahuteala bu mesaj ile,her zaman ve zeminde Allah’ın indirdikleriyle hükmetmenin bir emir bir farziyet olduğunu bildirir.

Aynı zamanda Rabbimiz kendi aralarında bir emirinde olması gerektiğinin önemine işaret etmektedir.

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Rasule itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine/yöneticilere de.”(Nisa 59)

Bu ayeti kerime, olmayan bir emire itat edin emretmediği gibi, bir emirin var olması gerektiğinide belirtir.

Bir emirin ve ona itaat edilmesinin önemi ile alakalı hz ömer derki, islam islam olmaz cemaat olmadıkça, cemaat cemaat olmaz emir olmadıkça, itaat itaat olmaz emir olmadıkça.

Sünnete gelince:Allah’ın Resulu s.a.v. “İsrail oğulları Nebîler tarafından siyaset (idare) edilirdi. Bir Nebî öldüğünde onu bir diğeri takip ederdi. Benden sonra artık Nebî yoktur. Ancak bir çok Halifeler olacaktır.” Oradakiler dediler ki: “Bu durumda bize ne emredersin?” Dedi ki: “İlk biat edilene vefakar olun ve ona karşı olan görevlerinizi yerine getirin. Muhakkak ki Allah size karşı görevlerini yerine getirip getirmediklerini onlardan soracaktır.”(buhari,musli, A.bin hanbel)

Dolayısıyla efendimiz s.a.v.den sonra nebi gelmeyip halifeler olacağından dolayı, koca islam ümmetinin başında bir halifenin’de olması gerektiğini belirten anlam anlaşılır.

Aynı zamanada Resulullah s.a.v her müslümanın içinde bulunduğu asırda, bir halifenin varlığına şahit olması ve ona biat etmesinin gerektiğini emreder.

“Kim itaatten elini çekerse, Kıyamet Gününde lehine hiç bir delil bulunmaksızın Allahu Teâla’nın karşısına çıkacaktır. Kim de boynunda biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür.”(Müslim)

İcmaya gelince:Resulullah s.a.v. vefat ettiğinde, ashab onun tahir cenazesini bıraktı ve bir halifenin seçimi ile ilgilendiler. Nihayetinde iki gece üç gün sonra hz. ebubekir seçilir.

Sonrada Resulullha s.a.v. cenazesi defnedilir. Bu olay cennetle müjdelenmiş bir çok sahabenın şahid olduğu,fakat sükut ettikleri bir durumdu.Dolayısıyla bu cenazenin sıradan bır cenaze olmadığını Resullahın cenazesi olduğunu düşündüğümüzde halifenin varlığının ne kadar önemli bir husus olduğunu hissettirir.

İşte bu deliller bizlere hilafetin bir farzıyet olduğunu ,bir keyfiyet olmadığını bildiriyor.

Hilafet varken islam ümmetinin içinde adalet huzur ve güven vardı.

Çünkü islam: Göçlü fikri ve zengin kültürü ile, müslümanların akliyet ve nefsiyetlerini oluşturarak, islami şahsiyeti meydana getiriyordu.. İslamı Şahsiyet Allah’ın ve Resulunun emirlerine yaşamakla olusuyordu… Bu esaslar, yaşayış ve ilişkileri düzenlemede ölçü olunca, toplumda adalet huzur ve güven meydana geliyordu…

Adildiler: Çünkü raşid halife hz ömer, adalet mülkün temelidir demişti.

Adildiler: Çünkü raşid halife hz ebubekir, haklı olduğu halde zayıf olan kişi, hakkını haksız olan güçlüden alana kadar benim yanımda güçlüdür. Güçlü ve kuvvetli olupta, haklıya hakkını verene kadar yanımda güçsüzdür zayıftır..

İslam ümmeti sağlıkta, eğitimde, nafakada, barınmada zorlanmayan krizden, kaostan, zamdan zulumden uzak bır hayat yaşıyordu. Ekonomik gelir öyle adil dağıtılıyorduki zekat verecek muhtaçlara rastlanmazdı.

Birde kuvvetli ve izzetliydiler :Bir söz ile azgın kafirleri dize getirip korku salabiliyordular.

Ömer bin abdulaziz döneminde bizanslılar bir muslumanı esır alınca, halife bir emir ile ‘Ya onu serbes bırakırsın yada öyle bir ordu gönderirimki bir ucu senın yanında bır ucu benım yanımda olur’  diyerek muslumanı serbes bıraktırır…

Halife mutasımın, harun reşadın, kanuni sulan suleymanın, halife Abdulhamid’ler azgın kafirlerin korkulu rüyalarıydılar.Tek bir söz ile bir çok iş yapıyordular. İşte ecdad hilafet ile böyle göçlüydu kuvvetliydi.

Ne zaman batı habis usluplarla hazırladıkları, hile ve entrika dolu planlarını devreye sokarak hilafeti işbirlikçi hain ve ajanların vasıtası ile kaldırınca, artık islam ümmeti üzerine bela, musibet ve felaketler ardı ardına müslümanların beldeleri üzerine her geçen gün şiddetlenerek geldi.

Fransa cezayir ve malide,Çin doğu türkistanda, İngiltere afrika, somali, sudan, yemen,keşmir myammarda sayıları milyonları aşan muslumanları katlettiler. Abd ebu ğurayip zindanlarında fellucede gerceklestirdiği korkunc katliamlar bir vahsettı. Ve Suriye..? Tuhaf şaşırtıcı ve kahreden şey ise, muslumanların başındaki yöneticilerin gözü önunde bu hadisler cereyan etmesine ve ellerınde göç imkan olmasına rağmen, ölü bir ceset gibi tepkisiz kalıyorlar.

Şu bir gerçekki bugun muslumanların kalkınmasının önunde milliyetçilik vatancılık demokrasi olduğu gibi bunları muslumanlar üzerinde uygulayan ve pazarlayan hain yöneticilerdir.

Tekrar eski izzetli ve şerefli günleri yaşamak için,islam akidesinin derin ve aydın kültürü ile kuşanıp, fikri ve siyasi bir çalışma yaparak çüküntü çukurunda olan muslumanların zihinlerini yoran yorgun düşüren batı kültürünü(laiklik,demokrasi,cumhuriyet,milliyetçilik vatancılık vb)

Zihinlerde ve duygularda sukup,islamın göçlu kuvvetli ve etkili fikir hüküm ve hikmetlerini kabul ettirip, sağlıklı ve sıhhatlı bir kalkınmayı gerçekleştirmek için büyük bir gayret samimiyet ve ciddiyet ile çalışmakla mümkündur.

İşte bu muhakkakki bu büyük bir kurtuluştur.Çalışanlar böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.(Saffat.60.61)

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN