Hizb-ut Tahrir Türkiye: “Amerika, Dinimizin, Canımızın ve Paramızın Düşmanıdır!”

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu, ekonomik kriz ile TL’nin döviz ve altın karşısındaki ciddi değer kaybına ilişkin bir basın açıklaması yayımladı. “Bozguncu Amerika Sadece Paramızın Değil, Dinimizin ve Canımızın da Düşmanıdır!” başlıklı basın açıklamasını istifadenize sunuyoruz.

, 0 Yorum

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu, ekonomik kriz ile TL’nin döviz ve altın karşısındaki ciddi değer kaybına ilişkin bir basın açıklaması yayımladı. “Bozguncu Amerika Sadece Paramızın Değil, Dinimizin ve Canımızın da Düşmanıdır!” başlıklı basın açıklamasını istifadenize sunuyoruz.

İşte o açıklama:

Bozguncu Amerika Sadece Paramızın Değil, Dinimizin ve Canımızın da Düşmanıdır!

Son günlerde döviz kurunda yaşanan hızlı artış ve buna bağlı ciddi bir finansal kriz sonucu Türk Lirası’nın Dolar karşısındaki değer kaybı son bir yılda %50’yi aşmış, adeta bir devalüasyon uygulanarak vatandaşın alım gücü önceki yıla göre yarıya inmiştir. Bu süreç yeni değildir, ancak Türk-Amerikan ilişkilerindeki son gerilimle birlikte hız kazanmıştır. Zira önceki bakan Mehmet Şimşek Mart ayında işadamlarına hitaben yaptığı açıklamada “aman dolarla borç almayın” uyarısında bulunarak ekonomi ve finansta baş gösteren krize açıkça işaret etmişti. Keza artan cari açık, borç stoku, işsizlik ve enflasyon oranları ve Merkez Bankası’nın izlediği para politikaları da krizin habercisiydi. Hatta bu durum erken seçimlere gidilmesinin en önemli nedenlerinden biriydi.

Ekonomi ve finans piyasalarında yaşanan bu kriz aslında kaçınılmaz ve önlenemez bir süreçtir. Zira Türkiye’de uygulanan Kapitalist ekonomik sistem, ABD liderliğindeki Batı sömürgeciliğinin bir aracı olarak daima istikrarsızlık ve krize zemin hazırlar. Ülkenin reel ekonomisi de üretime değil tüketime, montaja ve ithalata dayalıdır. Son 16 yılda Türkiye’ye gelen sıcak para ve hükümetin başvurduğu dış borçlanma, ekonomiyi kalkındırmak yerine popülist hedeflerle altyapı yatırımlarına harcanmıştır. Kamu ihalelerindeki fesat ve yolsuzlukların önlenmesi, rüşvetin engellenmesi, talan ve yağmanın önüne geçilmesi bir yana, önü açılmıştır. İleri teknoloji temelinde ağır sanayinin kurulması, montaj endüstrisinden gerçek üretim endüstrisine geçişin sağlanması, tarım ve hayvancılığın güçlendirilmesi, enerji kaynaklarının artırılması yönünde hiçbir ciddi adım atılmamıştır. Aksine özelleştirmeler ve dış finansmana dayalı popülist bir ekonomi politikası izlenmiştir. Yabancı yatırımcıyı çekmek, turizmi geliştirmek, borsayı yükseltmek vs. adı altında dışa bağımlılık gittikçe artırılmıştır. Kamu ve özel sektör olarak devlet, 455 Milyar Doları bulan büyük bir borç batağı içerisindedir ve dış borç ödemeleri faizleriyle birlikte devasa bir kambur haline gelmiştir. Bankacılık sektörü, dış borçlanma ile elde ettiği finansman sayesinde iş dünyasını ve vatandaşları aşırı bir şekilde kredilere bağımlı hale getirmiştir. Artan harcamalar karşısında genişleyen para arzı enflasyona neden olmuş, sanal ekonomi reel ekonomiyi tahakküm altına almış, üretim ve ihracata dayalı ekonomiden ziyade borsa, tahvil, repo, faiz gibi araçların daha çok kazandırdığı ve teşvik edildiği acımasız bir finans piyasası egemen olmuştur. Böylece ekonomik ve finansal piyasaların kırılganlığı, oynaklığı ve dengesizliği iyice artmıştır. İşte bunlar Batılı kafir devletlerin sömürgeciliğine hizmet eden bozguncu Kapitalist ekonomik sistemin ifrazatlarından sadece birkaçıdır.

Mesele bu defa, Kapitalizmin uygulanması ve Hükümetin beceriksiz politikalarının yanı sıra Trump liderliğindeki bozguncu ABD’nin tüm dünyaya karşı başlattığı finansal ve ticari savaştır. İktidarı boyunca, bir mafya lideri gibi ülkeleri haraca bağlamaya çalışan Trump, bu sayede kendi krizine dünyayı ortak etmeye çalışmaktadır. Oysa Müslümanların başındaki yöneticiler, ekonomisi çökmeye yüz tutmuş Amerika’ya “dost ve müttefik” olmaktan, onunla ilişkilerini koparmaktan, siyasi, ekonomik ve askeri bağımlılıktan bir türlü vazgeçmemişlerdir. Amerika kardeşlerimizi katlederken, topraklarımızı işgal ederken, üzerimize bombalar yağdırırken bu yöneticiler onların tarafında yer alma yarışına girmişler, gücü ve izzeti sömürgeci kafir Amerika’nın yanında aramışlardır!

Halka “bize savaş açıldı, seferberliğe hazır olun” diyenler, aynı anda Amerika ile dostluklarını korumakta, diplomatik, ticari ve askeri ilişkilerini devam ettirmekte, onun adına vekalet savaşları vermekte, üslerini kullandırmayı sürdürmekte ve şerir planlarına hâlâ hizmet etmektedirler.

Muhakkak ki Rabbimizin beyan ettiği gibi, başımızdaki yöneticiler Allah’ın dininden yüz çevirmeye devam ettikleri sürece sıkıntılı ve zor bir hayatımız olacaktır. Râşidî Hilafet Devleti liderliğinde, İslam’ın adaletinin hakim olduğu, para sisteminin altın ve gümüşü esas aldığı, sömürgeci finans araçlarının tümden ortadan kaldırıldığı, en önemlisi Batılı kafir devletlere bağımlılığın yok edildiği bağımsız bir mali-iktisadi sistem ikame edilmediği sürece bu küresel kapitalist sistemin doğası gereği türettiği krizler sona ermeyecek, acısını da her zaman mazlum halklar çekecektir. O halde dünyayı kapitalizmin sömürüsünden, Amerika’nın vahşetinden ve küfrün karanlığından kurtaracak olan Râşidî Hilafet’in kurulmasından başka çare olmadığı açıktır.

وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ “Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah, bozguncuları sevmez.” [Kasas 77]

حزب التحرير

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN