‘Hizb-ut Tahrir Türkiye’ Haftalık Bilgilendirme Toplantısı Düzenledi

Hizb-ut Tahrir Türkiye, 30 Ekim Salı Haftalık Bilgilendirme Toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda iç ve dış siyasete yönelik açıklamalar yapıldı.

, 0 Yorum

Hizb-ut Tahrir Türkiye, 30 Ekim Salı Haftalık Bilgilendirme Toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda iç ve dış siyasete yönelik açıklamalar yapıldı.

Dün gerçekleştirilen haftalık kamuoyu bilgilendirme toplantısında Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar, gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Kar, Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları ve Hizb-ut Tahrir Endonezya’nın hafta boyunca gerçekleştirdiği faaliyetler hakkında kısa bilgi verdikten sonra Suudi Arabistan İstanbul Konsolosluğunda gerçekleştirilen Cemal Kaşıkçı cinayeti, Ak Parti-MHP ittifakının son durumu ve İstanbul’da gerçekleştirilen Suriye konulu 4’lü zirve hakkında açıklamalarda bulundu.

Cemal Kaşıkçı Cinayeti

Mahmut Kar, Cemal Kaşıkçı cinayeti ile ilgili dünyanın ne yaptığından çok Türkiye’nin ne yaptığının önemli olduğunu, bu cinayetin Türkiye’nin itibarına yönelik ciddi bir saldırı olduğunu söyledi. Türkiye’nin Cemal Kaşıkçı cinayeti konusunda ABD’nin süreci zamana yayma ve asıl sorumluları aklama planına hizmet ettiğini söyleyen Kar, eğer asıl sorumlular ortaya çıkarılmaz ise Türkiye bundan sonra da Suud gibi ülkelerin cinayet mahalli olmaya devam eder uyarısında bulundu.

AK Parti MHP İttifakında Son Durum

Hizb-ut Tahrir Türkiye, devam edecek mi yoksa bitti mi diye konuşulan Cumhur İttifakı ile ilgili öngörüsünü değerlendirme toplantısında ortaya koydu. Açıklama da şu ifadeler kullanıldı: “İttifak bozulmadı, her iki parti yerel seçimler için geliştirilmiş yeni bir strateji piyasaya sürdüler sadece. Özetle ittifak derin ve güçlüdür. Amerikancı çizgiden sapma olmadığı müddetçe bu ittifak devam eder. Bizim öngörümüz bu şekildedir.”

Suriye Konulu 4’lü Zirve

Mahmut Kar; Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılan, Rus, Fransız ve Alman liderlerin katıldığı Suriye konulu 4’lü zirvenin ABD’nin kontrolünde yapıldığını, bu dört ülkenin Suriye meselesinde söz sahibi olmadıklarını asıl söz sahibi olan ülkenin Amerika olduğunu söyledi. Kar, konuşmasının devamında şöyle dedi: “Ne Fransa, ne Almanya, ne Rusya, ne de Türkiye; ABD’nin izni ve onayı olmadan Suriye meselesinde adım dahi atamazlar.”

Müslümanlar ile ilgili savaş ve barış kararlarının sömürgeci kâfirler tarafından alınarak Müslümanlara dayatıldığını, İslam ülkeleri yöneticilerinin ise bunu sadece izlediklerini ifade eden Mahmut Kar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yaptığı şu açıklama ile konuşmasını sonlandırdı: “Sömürgeci kâfirleri memnun etmek imkânsızdır. Bu hakikat Kur-an ile sabittir. Öyleyse yapmanız gereken kâfirler ile zirveler düzenlenmek değil İslâm ümmetini tek bir çatı altında toplamak için İslâm ümmetine çağrıda bulunmaktır.”

Açıklamanın tam metni

    Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Kadın Kolları tarafından organize edilen “Aile: Zorluklar & İslami Çözümler” başlıklı kampanya 27 Ekim Cumartesi günü Tunus’ta gerçekleştirilen uluslararası kadın konferansı ile nihayete erdi. Tunus’ta yapılan konferansta Türkiye dâhil 8 ayrı ülkeden hanım konuşmacılar sunumlar gerçekleştirdiler. Kampanya boyunca Müslüman beldeler dâhil tüm dünyada ciddi boyutlara ulaşmış aile krizinin sebepleri ve İslami çözümler teferruatıyla açıklandı. Bu kampanya esnasında dünyanın her yanından siyasi parti ve cemaatlerle, Sivil Toplum kuruluşlarıyla, medya ve sosyal medya organlarıyla ve özellikle de toplumda öncü kadınlarla yoğun ve olumlu etkileşim sağlandı. Kampanyanın hayırlara vesile olmasını diliyor, emeği geçen tüm kardeşlerimizden Rabbimiz razı olsun diyoruz.

    Endonezya’da geçtiğimiz hafta başında Nahdatul Ulema hareketinin düzenlediği Hari Santri Günü olarak bilinen Müslüman Öğrenciler etkinliğinde Kelime-i Tevhid bayrağı ve flamalar yakıldı.  Öğrenciler Kelime-i Tevhid bayrağını Hizb-ut Tahrir’in bayrağı olduğu için yaktıklarını söylediler. Bunun üzerine Hizb-ut Tahrir’in öncülüğünde 26 Ekim Cuma günü Cakarta’da Müslümanların katılımı ile Cuma namazından sonra büyük yürüyüşler düzenlendi. Kelime-i Tevhid bayrağının Hizb-ut Tahrir’in değil Efendimiz Hazreti Muhammed “SallAllahu Aleyhi ve Sellem”’in ve tüm Müslümanların bayrağı olduğunu açıkça haykırdılar.

    Endonezya Devleti geçtiğimiz yıl Hizb-ut Tahrir’in faaliyetlerini ve Kelime-i Tevhid bayraklarını yasaklamıştı. Ama Elhamdülillah, Müslüman Endonezya halkı Hizb-ut Tahrir’in öncülüğünde meydanlarda Kelime-i Tevhid bayraklarını dalgalandırdılar ve Rasulullah’ın emanetine sahip çıktılar. Endonezya Devleti geçtiğimiz yıl Hizb-ut Tahrir’in faaliyetlerini ve Kelime-i Tevhid bayraklarını yasaklamıştı. Ama Elhamdülillah, Müslüman Endonezya halkı Hizb-ut Tahrir’in öncülüğünde meydanlarda Kelime-i Tevhid bayraklarını dalgalandırdılar ve Rasulullah’ın emanetine sahip çıktılar.

    Ekim ayı başında gerçekleşen Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde Suud yönetimi cinayetin planlanarak gerçekleştirildiğini artık kabul etti. Cemal Kaşıkçı’nın Suudi rejim tarafından barbarca öldürüldüğü daha ilk günden belliydi aslında. Ancak hem Kral hem de veliaht prensin efendisi olan Amerika, sürecin zamana yayılmasını sağlayarak Kral ve prensin bu işten zarar görmesini engelledi. Suudi rejiminin siyasi geçmişi bu tür cinayetler ile dolu. Yemen’e bakın orada toplu cinayetler işliyor. Bugüne kadar 10 binden fazla masum insan katledildi. 28 milyon nüfusa sahip Yemen halkının %80’i yardıma muhtaç durumda. Fakat bu durum ABD ve Batı için istatistiki bilgiden başka hiçbir anlam ifade etmiyor. Batı için önemli olan ne biliyor musunuz? Batı için önemli olan bu rejimleri sömürmeye devam etmek. Tabi bizim için ABD ve Batı’nın ne yaptığından çok Türkiye’nin ne yaptığı önemli. Çünkü bu cinayet Türkiye’nin itibarına yönelik ciddi bir saldırıdır. Bu sebeple en üst perdeden en yüksek tonda bir tepki verilmesi gerekiyordu. Peki, Türkiye ne yaptı? Hiç sorumluğu yokmuş gibi Kral Selman’ı onore etti. Elindeki mevcut delilleri uygulamaya koymadı. CIA Başkanı’nın Türkiye’ye gelmesini bekledi. Böylece ABD’nin zamana yayma politikasına destek oldu. Şimdi de faillerin Türkiye’de yargılanmasını talep ediyor. Diyelim ki Türkiye’de yargılandılar. Faillere adil bir ceza verilecek mi? Cinayeti planlayan Suudi yöneticiler yargılanacak mı? Suudi Arabistan’a yaptırım uygulanacak mı? Cinayeti örtbas etmeye çalışan ABD’ye hak ettiği şekilde muamele edilecek mi? Eğer bunlar yapılmazsa Türkiye bundan sonra da Suud gibi başka ülkelerin cinayet sahası olmaya devam eder.

    Şimdi devam edecek mi yoksa bitti mi diye konuşulan başka bir konuyu Ak Parti ile MHP arasındaki ittifakı konuşalım.  Bize göre ittifak dağılmadı. Bunu niçin söylüyoruz; Çünkü ittifak sahipleri hem birbirine gerçekten muhtaç hem de ittifakın üzerinde partiler üstü başka bir güç var. Kurulmasına karar verenler henüz daha bozulmasına karar vermediler. Dolayısıyla ittifak bozulmadı, her iki parti yerel seçimler için geliştirilmiş yeni bir strateji piyasaya sürdüler bu kadar. Özetle ittifak derin ve güçlüdür. Amerikancı çizgiden sapma olmadığı müddetçe bu ittifak devam eder. Bizim öngörümüz bu şekildedir. Peki, geçtiğimiz hafta grup toplantılarında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli’nin ittifakı bozmaya dönük açıklamalarını nasıl değerlendirmeliyiz? Bu açıklamaları Mart 2019 Yerel seçimler öncesinde her iki partiyi siyaseten güçlü kılacak açıklamalardır. Bahçeli’nin ‘öğrenci And’ı çıkışı yerel seçimler öncesinde laik Milliyetçi oyları toplamaya dönüktür. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘öğrenci And’ı ile ilgili açıklamaları ise Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt seçmenin oylarını toplamayı amaçlamaktadır.

    27 Ekim Cumartesi günü Türkiye’nin ev sahipliğinde Suriye konulu bir zirve gerçekleştirildi. Şam’a 3.500 kilometre uzaktan Putin, 4.350 km uzaktan Macron, 3.740 km uzaklıktan Merkel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetlisi olarak İstanbul’a geldiler. Zirvede neler konuşuldu kim ne dedi, kim ne demedi çok da önemli değil. Zira masadakiler Suriye konusunda karar verici konumunda olan ülkeler değil. Asıl karar verici Suriye’ye 10.000 km uzaklıkta olan Amerika’dır. Özetle biz şunu görüyor ve şunu diyoruz, ne Fransa, ne Almanya, ne Rusya, ne de Türkiye; ABD’nin izni ve onayı olmadan Suriye meselesinde adım dahi atamazlar. Dolayısıyla biz zirveden çıkan kararlardan daha çok başka bir konuya dikkatinizi çekmek istiyoruz.Farkında mısınız, Müslümanlar hakkında savaş ve barış kararlarını sömürgeci kâfirler alıyorlar, bu kararları Müslümanlara bir şekilde dayatıyorlar. Halkı Müslüman olan ülkelerin yöneticileri ise sadece izliyorlar. Bu nasıl bir zillet! Bu nasıl bir aşağılama! Bu neyin göstergesi biliyor musunuz? Bu kahredici bir sahipsizliğin göstergesidir! Evet, İslâm ümmeti sahipsiz. İslam ümmeti halifesiz. İslâm ümmeti darmadağın. İşte bu sahipsizliğin bir neticesi olarak Suriye, ümmetin kanayan yarası olmaya devam ediyor. Suriye devrimi kuşkusuz “hak ile batılın” amansız mücadelesidir. Bu mücadelede sürecinde birçok siyasi komplo kuruldu. Sayısız konferans, zirve ve görüşmeler düzenlendi. İşte bu 4’lü zirve de Suriye devrimine karşı düzenlenen komplolardan sadece bir tanesidir. Ancak Allah’ın yardımıyla onlar hedeflerine ulaşamayacaklar. Son olarak Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a hitaben diyoruz ki; Sömürgeci kâfirleri memnun etmek imkânsızdır. Bu hakikat Kur’an ile sabittir. Öyleyse yapmanız gereken kâfirler ile zirveler düzenlenmek değil, İslâm ümmetini tek bir çatı altında toplamak için İslâm ümmetine çağrıda bulunmaktır. İnanın ümmet hasretle beklediği bu çağrıya seve seve icabet edecektir. İşte o zaman sahipsizlik sona erecek ve İslâm ümmeti Raşidi Hilafet ile tekrar o ihtişamlı günlerine geri dönecektir inşaAllah. Böyle bir yolda zafer varken siz kâfirlerin yolunda zillete yürüyorsunuz. Yolunuz yol değil gelin geç olmadan bu yoldan dönün.

Köklüdeğişim

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN