Hizb-ut Tahrir Türkiye, Haftalık Gündem Değerlendirme Toplantısının İlkini Gerçekleştirdi

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR tarafından yapılan Haftalık Gündem Değerlendirme Toplantısı’nda gündemin başat konularına temas edildi.

, 0 Yorum

Mahmut KAR, Cemal KAŞIKÇI cinayeti ile ilgili olarak hadisenin, ABD başkanı Trump’ın Suudi rejim için “Seni koruyoruz, biz olmasak orada (iktidarda) 2 hafta bile duramazsın.” demesinden hemen sonra gerçekleşmiş olmasına dikkat çekiyor.

“Tahtlarında oturabilmek uğruna Amerika ve İngiltere’yi memnun eden, onların karşısında zelil ve başları eğik bu zalim yöneticiler, Cemal Kaşıkçı olayında olduğu gibi kendi vatandaşlarına ve Müslümanlara karşı her daim ceberut olmuşlardır.” diyen Kar, “Cemal Kaşıkçı cinayeti Suud rejiminin işlediği son cinayet değildir. Türkiye Suud rejiminin Yemen’deki cinayetlerini yüzüne vurmalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün bu katil rejimin Kralı için “Hadimul Haremeyn Şerifeyn” sıfatını kullandı. Soruyoruz: Suriye’de ve Yemen’de Müslümanları katleden Amerikan kuklası bu rejim ve kralı nasıl İslâm’ın kutsalları olan Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’nin hadimi olabilir?” şeklindeki soru ile yöneticilerin cürümlerine işaret etti.

Af tartışmalarıyla ilgili olarak, AK Parti ve MHP’nin konuyu polemik konusu haline getirdiklerini ifade eden Kar, “Bu ülkede milyonlarca insan yargı mağduruyken, haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanırken, adaletin dört gözle gelmesini belerken şimdi iktidar ve ortağının polemikleri gündemi meşgul etmektedir. Almanya’nın baskısıyla Deniz Yücel serbest bırakıldı, Amerika’nın baskısıyla Papaz Brunson serbest bırakıldı. Böyle giderse siyasi kararlara cezaevlerinde yatan Müslümanlar, 28 Şubat mağdurları yargı zulmüne maruz kalan Hizb-ut Tahrir üyeleri değil MHP’nin af taslağındaki hırsızlar, uyuşturucu satıcıları ve organize suç liderleri cezaevlerinden çıkacaktır.” diyerek affın İslâmi hassasiyeti olan yargı mağdurlarını etkilemeyeceğini söyledi.

Danıştay kararının ardından yeniden yürürlüğe giren öğrenci andı konusuna değinen Mahmut KAR, “Danıştay bu kararı kendi inisiyatifiyle mi almıştır? Yoksa bu kararın alınacağı Hükümet tarafından bilinmekte midir? Eğer değilse Hükümet bu kararı, Müslümanları öfkelendirmek pahasına uygulayacak mıdır?” gibi soruların cevaplandırılması gerektiğine işaret etti.

Hizb-ut Tahrir Kadın Kolları’nın uluslararası kampanyası hakkında da değerlendirmede bulunan Kar, kampanyada emeği geçen ve destek veren herkese teşekkür etti.

Hizb-ut Tahrir Türkiye, Her Salı Gündem Değerlendirmesi Yapacak

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’ndan yapılan açıklamaya göre, Haftalık Gündem Değerlendirme Toplantısının her Salı yapılması planlanıyor.

Haftalık Gündem Değerlendirme Toplantısı Tam Metni:

•CEMAL KAŞIKÇI CİNAYETİ

Suudi Arabistan, 2 Ekim’de İstanbul konsolosluğuna girdikten sonra bir daha kendisinden haber alınamayan gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın cesedinin nerede olduğunu henüz açıklamamış olsa da öldürüldüğünü sonunda kabul etti.

Başından beri cinayeti inkâr eden Suud yönetimi, önce Abd Başkanı Trump’ın kendilerini rahatlatan açıklamalarından sonra da ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Suudi Arabistan Türkiye’ye yaptığı ziyaretler sonrasında cinayeti itiraf etmek zorunda kaldı.

Burada önemli olan başka bir huşu ise bu olayın ABD başkanı Trump’ın Suudi rejim için “Seni koruyoruz, biz olmasak orada (iktidarda) 2 hafta bile duramazsın.” demesinden hemen sonra gerçekleşmiş olmasıdır.

Tahtlarında oturabilmek uğruna Amerika ve İngiltere’yi memnun eden, onların karşısında zelil ve başları eğik bu zalim yöneticiler, Cemal Kaşıkçı olayında olduğu gibi kendi vatandaşlarına ve Müslümanlara karşı her daim ceberut olmuşlardır.

Kıymetli Müslümanlar! Cemal Kaşıkçı, Suudi vatandaşı olduğu halde, Amerika’da yaşadığı halde, dünyanın pek çok ülkesini gezdiği halde, cinayet mahalli olarak Türkiye’nin seçilmiş olması ayrıca düşündürücüdür.

Türkiye gibi köklü bir devletin bu türden bir cinayete suç mahalli yapılması asla kabul edilebilir olamaz. Suudiler her ne kadar bu acemice, barbarca ve vahşice işlenen cinayetin Veliaht Prens Muhammed bin Selman’dan habersiz olduğunu ifade ederek suçu taşeronlara yıkmışsa da, Türkiye bu işin hem hukuki hem siyasi olarak peşini bırakmaması gerekir.

Türkiye hükumeti eğer Cumhurbaşkanı Danışmanı İlnur Çevik’in itiraf ettiği gibi bu cinayetten Suud rejimini aklayan bir netice çıkarırsa, bilmelidir ki sömürgeci güçler ve işbirlikçi kukla ajanlar bu toprakları bundan sonra faili meçhul cinayetlerin mahalli haline getirecekler. Tekrar ediyoruz Türkiye bu konu ile alakalı gerekenleri yapmalı, devletlerarası arenada itibarını korumalı ve bu toprakların suç mahalli olarak anılmasına müsaade etmemelidir.

Son olarak bu konu ile ilgili şu çağrıyı yapıyoruz, Cemal Kaşıkçı cinayeti Suud rejiminin işlediği son cinayet değildir. Türkiye Suud rejiminin Yemen’deki cinayetlerini yüzüne vurmalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün bu katil rejimin Kralı için “Hadimul Haremeyn Şerifeyn” sıfatını kullandı. Soruyoruz: Suriye’de ve Yemen’de Müslümanları katleden Amerikan kuklası bu rejim ve kralı nasıl İslâm’ın kutsalları olan Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’nin hadimi olabilir?

•AF KONUSU:

Kıymetli Müslümanlar Türkiye’nin başka önemli bir gündemi de af konusudur. Günümüzde siyasi partiler, tavır ve politikalarını kamuoyunun eğilimine yani anketlere göre belirlemeye başladılar. Bu yöntemi en çok Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ak Parti kullanıyor.

Hatırlanacağı üzere Cumhur İttifakı’nın kazandığı başkanlık seçimlerinden önce iki önemli tartışma gündeme gelmişti. İlki af önerisi, diğeri de bedelli askerlik konusu. Yaptırılan kamuoyu yoklamalarına göre bedelli askerlik olumlu karşılanmış, af önerisi tepki almıştı. Seçim sonrası bedelli askerlik yasalaştı af konusu ise bugün iki siyasi partinin polemik konusu haline dönüştü.

Hem Ak Parti İktidarı hem de MHP cezaevleri yoğunluğunu ya da FETÖ yargısının oluşturduğu mağduriyetleri gerekçe göstererek gündeme getirdikleri af konusunda meseleyi toplumsal bir sorun ya da hukuki bir sorun olarak ele alıp çözmeye çalışmıyorlar aksine bu meseleyi yerel seçimler öncesi istismar ediyorlar. Mesele eğer iki partinin çıkarlarını karşı karşıya getiriyorsa cumhur ittifakını bozmayı dahi göze alabiliyorlar.

Esasen Cumhur ittifakı ile hem Bahçeli hem Erdoğan hem de ABD istediklerini aldılar. Zaten birbiri ile ayrı dünya görüşlerine sahip bu iki siyasi partinin uzun süre bu ittifakı sürdürmeleri düşünülemezdi. Siyasi çıkarları için bugün ittifak kurarlar yarın bozarlar.  Bu iki partinin tabi olduğu cihet önemlidir ve o cihete bakıldığında o ittifakın baki olduğu görülecektir.

Kıymetli Müslümanlar Türkiye’de yargı, öteden beri en güvenilmez kurumların başında gelmektedir. Bunun en son örneği ise Papaz Brunson olayında yaşanmıştır. Dolayısıyla Türkiye’de adil bir yargılama olmadığı, geçmişte pek çok yanlış yargı kararları alındığı ve ciddi derecede mağduriyetler yaşandığı malumdur. Bunların başında ise neredeyse her dönemde mağdur edilen ve hiçbir suça bulaşmamış olan Müslümanlar gelmektedir.

Bu ülkede milyonlarca insan yargı mağduruyken, haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanırken, adaletin dört gözle gelmesini belerken şimdi iktidar ve ortağının polemikleri gündemi meşgul etmektedir. Almanya’nın baskısıyla Deniz Yücel serbest bırakıldı, Amerika’nın baskısıyla Papaz Brunson serbest bırakıldı. Böyle giderse siyasi kararlara cezaevlerinde yatan Müslümanlar, 28 Şubat mağdurları yargı zulmüne maruz kalan Hizb-ut Tahrir üyeleri değil MHP’nin af taslağındaki hırsızlar, uyuşturucu satıcıları ve organize suç liderleri cezaevlerinden çıkacaktır.

Kıymetli Müslümanlar İslâmi açıdan af yalnızca maktulün ailesinin katili affetmesi ile tezahür eder. İslâm’ın ukubat nizamı yani ceza sistemi, insan fıtratına en uygun şekilde, yargılama usullerini ve her bir suça verilecek cezayı açıkça ve adilce beyan etmiştir. Türkiye İslâm ile yönetilen bir ülke olmadığı için, ondan İslâm’ın adaleti beklenemez, ancak en azından başta Müslümanlara yönelik olmak üzere mağduriyetler giderilmeli, suçsuz yere hapiste tutulanlar derhal serbest bırakılmalıdır.

Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ  “İmam (yönetici) bir çobandır ve güttüklerinden sorumludur.” Başta Erdoğan ve AK Parti hükümeti olmak üzere, başımızdaki yöneticiler, bu sorumluluk bilinciyle Allah’ın indirdiği hükümlerle yönetmeli, ilahi adaletin cezasından sakınmalıdır. Zira Allah sizi affetmezse, sizi affedecek hiçbir makam yoktur.

•TARTIŞMALI ÖĞRENCİ ANDI KARARI: 

Kıymetli Müslümanlar 2013 yılında yürürlükten kaldırılan “Andımız” Danıştay’ın geçen hafta aldığı kararla tekrar yürürlüğe girmesi konuşuluyor. Andımız denilen ve öğrencilere birtakım şeyler için ant içtiren bu metin, ilk kez 1933 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından hazırlanmıştır. Bu bakan, Türkçe ezan zulmünün mimarlarından, Türkçe ezan metninin yazarlarındandır. Bu metin İlk ve ortaöğretim okullarında derse girmeden önce her sabah öğrencilere askeri disipline sokularak okutulur.

Peki, nedir bu ‘Andımız’? Öğrencilerimiz ne için ant içiyor? Her sabah çocuklara “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” dedirtiliyor. Sonra, Atatürk’ün açtığın yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürüyeceklerine dair öğrencilere ant içtiriliyor.

Son olarak “Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene!” diye bitiriliyor.

Öncelikle öğrencilerimizin tümü Türk değildir. İçlerinde Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Abaza, Suriyeli ve Iraklı kardeşlerimizin gelişinden sonra çok sayıda Arap var. Bu öğrenciler nasıl kendilerini yalanlasınlar. Asıllarını mı inkâr etsinler? Kaldı ki bu öğrencilerin hepsi Müslüman öğrencilerdir ve Müslüman için esas olan şey, kendilerinin karar veremediği bir ırk ile övünmek değil, iman ettikleri İslâm ile övünmektir. Müslümana yakışan Türk’üm, Kürt’üm, Arap’ım demek değil, “Elhamdulillah Müslümanım”demektir.

Ayrıca Hilafet’i yıkan, İslâmi yönetimi bu topraklardan kaldıran ve dinin tüm tezahürlerini hayatımızdan söküp atmayı amaçlayan Atatürk’ün açtığı yol nasıl bir yoldur, gösterdiği hedef hangi hedeftir? “Gökten indiği sanılan kitapların dogmaları” diyerek İslâm’ı yok sayan bir anlayış mı öğrencilerimize yol gösterecek. İslâm’ı kötüleyen İslâm’ı reddeden Bizleri sömürgeleştiren Batı’ya yöneliş midir bu hedef?

Cumhurbaşkanı Erdoğan 2013 yılında yaptığı bir açıklamada andımızın okutulmasını Hitler ve Stalin gibi diktatörler zamanında toplumu formatlamak için yapılan uygulamalara benzetmişti. Peşinden de Dünyanın hemen hiçbir ülkesinde artık böyle bir uygulamanın yürürlükte olmadığını ifade etmişti.

O halde şimdi sormak gerekiyor, o gündem bugüne değişen nedir? Danıştay bu kararı kendi inisiyatifiyle mi almıştır? Yoksa bu kararın alınacağı Hükümet tarafından bilinmekte midir? Eğer değilse Hükümet bu kararı, Müslümanları öfkelendirmek pahasına uygulayacak mıdır?

Kıymetli Müslümanlar gerçek şu ki, bu andımız denen ırkçı sloganlar, yavrularımıza zorla söyletilmek istense de saliha ve mü’mine anneler sayesinde bu yavrularımız Allah’a iman ederek Allah’ı dost edinenleri dost edineceklerine,  Allah’a düşmanlık edenleri düşman belleyeceklerine dair yemin etmişler ant içmişlerdir.

HİZB-UT TAHRİR KADIN KOLLARI “AİLE: ZORLUKLAR VE İSLÂMİ ÇÖZÜM” KAMPANYASI

Değerli Müslümanlar Sayın Basın Mensupları; Hizb-ut Tahrir Kadın Kolları, geçtiğimiz hafta uluslararası düzeyde kapsamlı bir kampanya başlattılar. Kapitalizmin en çok tahrip ettiği kurum olan Aile’yi korumaya ve aile olmanın önemini hatırlatmaya yönelik başlatılan bu kampanya “Aile: Zorluklar ve İslâmi Çözüm” başlığını taşımaktadır. Dünyanın dört bir tarafındaki Mümine bayanlar kampanyaya destek vermekte, yazılı ve görsel olarak hazırladıkları materyaller ile katkı sunmaktadırlar. Dileriz ki Rabbim bu kampanyayı muvaffak eylesin ve Allah Rasulü’nün koruma altına aldığı kalemiz olan ailelerimizi güçlendirsin. Yuvalarımızı İslâm ile şenlendirsin ve çocuklarımızı İslâm ile terbiye etsin. Buradan kampanya da emeği geçen tüm bacılarımıza teşekkür ediyor ve Rabbimden hepsini hayırla mükâfatlandırmasını diliyorum.

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN