İdlib İkinci Halep Olmasın!

, 0 Yorum

Hatırlarsanız Halep’te yaşanan katliamlardan sonra İdlib halkı içinde aynı durumun sinyalleri verilmişti. Bugün gelinen noktada İdlib de tehdit altında…!

7 yıllık süreci inceleyenler, bu süreçte Beşar Esed’in alternatifi olarak çeşitli çözüm önerilerinin sunulduğunu ancak bölge halkı ve bazı guruplar tarafından kabul edilmedini görür. Cenevre serileri adeta bir filmin serileri gibi işlendi durdu. Ancak ne Cenevre, ne Annan ne de Mistura planları çare olmadı.

Suriye halkına ölümü gösterip sıtmaya (demokrasi) razı edilmeye çalışıldı. Bu süreçte kasap Beşar’ın işlediği tüm katliamlar buna işaret etmektedir. Böylece bir taraftan katliam işlenirken, diğer yandan başını ABD’nin çektiği batılı güçler, yanlarına Türkiye gibi halkı Müslüman olan devletleri de alarak çözümler türettiler. Her fırsatta Türkiye yöneticileri Suriye ile sınır ilişkilerini bahane ederek çözülmesi gereken soruna el attılar. Evet. Sınırı 911 km olan Türkiye, bu nedenle Suriye çıkmazı içerisinde önemli roller almalıydı.

Stratejik ve komşuluk ilişkileri bağlamında başlayan çözüm önerileri başında Beşar’a alternatif ararken, bugün gelinen aşamada İdlib operasyonu kapsamında söylemlerini değiştirecek duruma ulaştı. ABD’nin belirttiği stratejiyi adım adım takip eden Türkiye yöneticileri, şimdi de İdlib operasyonu için düğmeye basmış durumda.

Abd’nin El-Nusra’yı bahane ederek askeri operasyonu başlatmak istediği İdlib bölgesine, Türkiye’den yeşil ışık PKK/PYD bahane edilerek geldi. Nitekim bu bağlamda haberler ve yazılar kaleme alınarak meşrulaştırılmak isteniyor. 20.08.2017 de Yeni Şafak haber sitesinde yayınlanan haberde PYD’nin Türk havasını tehdit ettiği, ABD’nin desteğiyle sınırımızda PYD’ye verilen 5 füze üssü haberi geçmektedir. Haberde açıkça bu füzelerin ABD tarafından sağlandığı ifade edilerek Türkiye’nin tehdit altında olduğuna dikkat çekiliyor. Aynı zamanda uçaksavar konusunda alınan eğitimi Rus-ABD ortaklığında gerçekleştiği veriliyor. (http://www.yenisafak.com/dunya/sinirimiza-5-fuze-ussu-2782202)

Bu bir akıl tutulması değil de nedir? Bir taraftan Abd’nin askeri operasyon sinyalleri verdiği İdlib için ortak harekat düşünülürken, diğer yandan kendisinin beslediği PYD unsurlarını görmemek siyasette başka ne ile ifade edilebilir?

Yine geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak yazarlarından İbrahim Karagül’ün kaleme aldığı “Şam yönetimine karşı bütün öfkemizi bastırmak, takıntılarımızdan kurtulmak zorundayız” başlıklı makalesinde şu ifadelere yer veriyor. “Nihai kararlar alınmalı: Şam’la anlaşma dahil..

PKK üzerinden ABD gücü kullanılıyor, PKK üzerinden Türkiye bu güçle vuruluyor. Nihai kararlar almalı, nihai pozisyonlar belirlemek zorundayız. Suriye’de durduğumuz yeri yeniden tanımlamak durumundayız. Bağdat’la ilişkileri güçlendirmenin yanısıra, Şam yönetimine karşı bütün öfkemizi bastırmak, takıntılarımızdan kurtulmak zorundayız. http://grihat.com/karagul-sam-yonetimine-karsi-butun-ofkemizi-bastirmak-takintilarimizdan-kurtulmak-zorundayiz/

Görünen o ki, bir zamanlar katil diye isimlendirdiğimiz Şam yönetimini şimdilerde sevicilik yaparak bir kez daha reel politiğe kurban veriyoruz.

Kardeşlerimizi katletmek için sürekli bahaneler türeten ABD’nin aldığı İdlib operasyonu kararı sonrasın da, başında ifade ettiğim gibi mevcut Şam yönetimine karşı, şimdi de dostluk ifadelerine varırcasına cümleler ifade edilerek meşru gösterilmek isteniyor. Mevcut yönetime razı edilmeye çalışılan sadece Suriye halkı değil, aynı zamanda operasyon kapsamında yer alacak Türkiye yönetimine karşı halkında buna rıza göstermesi ve kalemlerin bu yönde oynatılması isteniyor.

ABD Suriye Özel Temsilcisinin yaptığı acıkılamadan sonra Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, İdlib’e bir operasyon olursa sınırlarımızı kapatacağız şeklinde bir açıklama yapmıştı.

Gerek ABD’nin ve gerekse Türkiye yöneticileri ile medya ve yazarların ifadeleri bir arada okunduğu taktir de buna birde son haftada Türkiye’ ye gerçekleşen askeri ziyaretler eklendiği taktirde şer ittifakı ortaya çıkmaktadır.

Ey Müslümanlar!

Allah ve Resulü bize kardeşlerimize karşı çıkar ilişkileri gözetmeyi mi emretti? Reelpolitika, ya da menfaatimiz gereği kardeşlerimizin katledilmelerine göz mü yumacağız? Yoksa onları her ne pahasına olursa olsun malımızla, canımızla, evlatlarımızla korumayı ve uğurlarında savaşmayı mı emretti?

Birbirleri ile düşmanlıkta radikalliğin en zirvesini yaşayan bir taifeyi kardeş kılan İslam! Bizleri de kardeş kıldığı halde, neden kılımızı kıpırdatırken, kelemizi oynatırken, açıklamalar yaparken, kararlar alırken kardeş katili olmaya dönük adımlar atıyoruz! Vallahi, billahi, tallahi bunun hesabı ahirette pek çetin olacak!

Bunun bir de kıyamet günü hesabını düşünmek gerekli değil mi? Hani Müslüman Müslüman’ın kardeşiydi? Hani bunu böyle ifade eden aynı Resule iman etmiştik. Yedi yıldır bölgede yaşanan katliamlar yazmakla anlatmakla bitmez. Ancak bu katliamlar kendilerine üslerini açan ve her türlü stratejik desteği vermekten geri durmayan yöneticileri uyarmak ve onları bu konuda attığı adımlardan beri tutabilmek için muhasebe etmek ile durur. Onlara yönetici olmakla üslendikleri mesuliyetleri hatırlatmakla olur.

Müslümanların geçmişteki gibi izzete kavuşması ve dünyada birinci devlet olması için müjdelenen ikinci Raşidi Hilafet’e çağrı yapın. Hiç şüphesiz o Allah’ın vaadi ve Resulü Sallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesidir..

Din nasihattir babından sizlere nasihatim, gelin Allah ve Resulü’nün buyruklarına kulak verin. Amerika’yı değil âlemlerin Rabbi olan Allah’ı razı edelim!

 Ahmet Tüfenk

Bir Cevap Yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN