İman İle Paralel Ümitvar Olmak

, 0 Yorum

İçinde bulunduğumuz şartlar ne olursa olsun, olaylar nasıl ve hangi yönde gelişirse gelişsin mümin her daim Allahu tealaya olan derin imanından dolayı, hayatının ve hayata hükmedenlerin getirdiği zorlu ve meşakkatli durumların karşısında ümitvar olması ve ümidini koruması gerek. Ümitvar olmak muslumanın en önemli ve öncelikli özelliklerindendir.Şer’i hükümler gereği iman sahibi her müslüman, hayatında ümirvar bir anlayış ile bakma ve yaşama anlayışına sahip olması lazım.

Zira Rabbimiz aziz kitabında buyuruyorki Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin, yanlızca kafirler topluluğu Allah’ın rahmetinden ümitlerini keserler.Yusuf 87

Müslümanın, imana paralel düşündüğü ümit anlayışı ile, gerçekleştirilmek istediği hedefin tahakkuku için, şartlara ve koşullara bakmaz, meşakkatli vakıanın kendisi azmini ve kararlılığını kırmaz, iman ile meczedilmiş Ümit, her zorluktan sonra kolaylık, her darlıktan sonra ferahlık, her karanlığın sonunda şafağın doğacağının bilinci ile hareket eder. Muhakkakki her zorlukla beraber bir kolaylık vardır (İnşirah.5.6)

Yeryüzünü ifsad eden kapitalist laiklik ve demokrasinin miadinı doldurduğunu, tekrar İslam’ın nuru ile, karanlığa gömmüş olan hayatın aydınlanmasının zamanı yaklaştığını fark eder ve ona göre yaşar.Bu farkındalık inandığı imanın verdiği ümitten dolayıdır.İmanla bağ kurulmayan her ümit, içinde yaşadığı hayat ve hayatın zorluğu onu karamsarlığa iter, hayattan elini ayağını çekmeye götürür. Münkerin karşısında dilsiz şeytan olur, zalimlere adeta yol vermiş sayılır.Çünkü ümitvar bir bakışa sahip olmayan bir kişi, mevcut vakıaya sözlü veya fiili mudahelesini gereksiz ve anlamsız görür dolayısıyla vakıaya teslimiyet gösterir..

Allah’u tealanın emirlerine umut ve ümit ile bağlanmak, şer’i hükümlerin vaz ettiği bir emirdir. Tıpkı Resullah s.a.v’ den öğrenen sahabe efendilerimiz gibi, onlar mekke aristokratların envai şer uygulama ve engellerine   karşı kaya gibi durdular. Hertür baskı ve sindirmelere karşı fikirlerinden ve duruşlarından külfeti ne olursa olsun asla taviz vermediler. İman ettikleri dinin hayat sahasında tatbik ve icra mevkine gelmesi ümidi ile, emsalsız örnekler sergilediler. Ne mal nede canlarını asla düşünmediler onların en büyük gayeleri   Allah suphanehu ve tealayı razı ve memnun etmeleriydi. Bu doğrultuda vakıanın zorluğuna ve zahmetine bakmaksızın her şeylerini feda ettiler.

Çünkü onlar kendilerinin sahip olduğu değerlerden(mal can ve evlatlardan) daha büyük bir değere iman etmiştiler. Bu imanın verdiği bakış ile, yeryüzünde imkansız gürünen göçlere meydan okuma ümidi ve cesareti oluştu. Batıl göçlerin hazırlardığı zalim ve ifsad edici   ortama baş kaldırmayı, o ortamı değiştirmeyi,  kula kul olma yerine, kulun yaratıcısı ve sahibi olan Allah’a kul olma anlayışının egemen olduğu ortamı hazırlamayı gerçekleştirdi.İlk asır muslumanların amellerindeki başarının hasıl olması, Allah’a olan iman güven ve teslimiyetleri idi. İçinde yaşadıkları hayatın zorluğuna bakmaksızın Allah’ın dinine olan bağlılık ve ümitleri, küfrün ve kafirlere galip gelme başarısını meydana getirdi.

Dünyanın başına bela olan laiklik ve demokrasinin tatbik edilmesi ile insanlık adeta zifiri bir karanlığa mahkum olmuştur. Bir avuç sermaye sahibinin çarkının dönmesi ile, milyonlarca insanın vede muslumanların canları ve malları telef oldu ve edildi. Birinci ve ikinci dünya savaşında meydana gelenler tam bir felaket.? Kapital laik devletler kendi menfaatleri için hertürlü zulmü ve cürmü işlemeye hazırlar. Zira ortadoğudaki durum bunun ap-açık örneğidir…İşin vahim tarafı musluman beldelerdeki yöneticiler bu katliama karşı kör ve sağırlar hatta islam’ı ve muslumanları yok etmeye çalışan Abd,İngiltere,Rusya vb devletler ile işbirliği içindeler. Hava kara ve deniz yollarını katil Abd ve Ab ülkelerıne açmaktalar. Buralarda kalkan uçaklar ve fırlatılan füzeler, aynı dinin mensubu olduğumuz kardeşlerimize ölüm yağdırmaktalar.Hain ve uşak yöneticiler ise, katledilen muslumanlara terör yaftasını yapıştırarak medyaya yalan yanlış haberler servis ederek ihanetlerini perdelemekteler..Kafir Abd ile Ab arasındaki siyasi ve ekonomi savaşından, başımızdaki muptezel yöneticilerin ihaneti ile beraber İslam beldelerinİn siyasi ve   ekonomik krizlerin meydana gelmesi, ceremesi ağır sonuçlar doğurmuştur.Nitekim Ortadağu, Afrika ,Yemen ve Türkiye’nin son günlerinde yaşadığı kriz bunun delilidir? Kafirlerin ve hain yöneticilerin cürüm ve ihanetleri sayfalara sızmaz?

İslamın hükümlerinin olmadığı bir yerde sıkıntı, müsibet, bela,kriz, kaos ,cinayet ,tecavüz, katliam, sömürü, ahlaksızlık, terör gibi sorunlar vuku bulur.İslam’ın hükümlerinin yaşanılır bir hale gelmesi ise, Allah’a olan güven ve ümirvar olma anlayışımızı revize etmekle mümkündur. Zira günümüz muslumanlar, islam’ın artık hayata egemen olmayacağını, mevcut engel ve sorunlarların üstesinde gelinemiyeceğı, laik sistemin oluşturduğu ifsad edici ortamı değiştirmeyecek kadar ümitsiz olmuşlar.Böyle düşünmeleri tabidir.! Çünkü bu kanaat ve ümitleri İslam akidesine olan imandan kopuk olduğundandır.?

Nitekim Rabbimiz ayeti kerimede, Gevşemeyin ve üzülmeyin eğer gerçekten inanmışsanız üstünlük (başarı galibiyet) sizin olacaktır. Ali imran 136

İman ile ağlantılı olan ümit, kişiye yaşama azmi ve mücadele ettiği vakıa ile karşı direnme göçü verir.Ümit tembelleri çalışmaya, çalışanları başarılı olmaya ve başarısız olanlarıda tekrar başarılı olma heyacanını meydana getirir.Ümit hayatın itici göçü bitmeyen enerjisi vede sönmeyen ışığı gibidir.Muslumana ümitsiz hayata bakmak ve yaşamak yakışmaz. Karşılaştığımız her meşakkatı ve sıkıntının üstesinden gelecek kadar göçlü bir imana sahip olduğumuzu ve bu imanın sahibi olan Allah’ın göçü, kuvveti ve kudreti önünde hiçbir göç dayanamayacağını asla aklından çıkarmamamıız gerek. Yeterki Allah’ın emir ve yasakları doğrultusunda taviz vermeksizin yaşayabilelim…

İçinde yaşadığımız ve geçirdiğimiz zor şartlardan dolayı asla ümidimizi yitirmiyeceğiz kapitalizme karşı imanımızla bağlantı olan kıyamımız Allah’ın izni ile sonuç verecektir.Suriyede bir avuç muslumanın küresel göçe sahip olan Ultra devletleri nasıl caresiz bıraktığı dünya şahid oldu.Hatta öyle çaresiz kaldılarki , küfrün başı olan Abd liderine şu itirafi dile getirdi.”Suriye saçlarımı ağarttı”… Nükleer silahlara karşı iman göçü ile hareket eden muslumanların kıyamına hain yöneticilerin ihaneti bulaşmış olmasaydı,bügün durum farklı olurdu.?

Allah’ın vaad ettiği ve resulun müjdelediği ikinci Raşidi hilafet doğacak hiç bir göç ve kuvvet buna engel olamıyacak. Zahirde gürünen tablonun aleyhimizde olması ümitlerimizi kırmasın. Zira hendek savaşında Allahın resulu ve ashabın çektiği zor anları biliyoruz gidişat onların aleyhine idi…Ama asla ve katta, şartların onların aleyhinde olması, ne Allaha olan güvenlerini zedeledi nede ümitlerini kırdı. Bilhassa azimle kararlılıkla galip olacağının temenisi ile gayret ettiler.. Nihayetinde zaferin sahibi olan Allah suphanehuvetealanın yardımı onlara yetişti ve küfür toplumuna galip geldiler. Bilinizki zafer ve yardım aziz ve hakim olan   Allah katındadır (Ali İmran 126)

İşte şimdi bizler o günleri yaşamaktayız küfür ve kafirler muslumanları çepe çevre kuşatmışlar.Beldelerimiz zalim idarecilerin yardımı ile, kafirlerin savaş ringi haline gelmiştir. Ne yazık-ki aralarında meydana gelen her çatışmanın maliyeti muslumanlara yansıyor.Kafirler sağ kalan muslumanlara ise, siyasi,askeri, ekonomi ve kültürel olarak beden ve zihinleri istilaya aldılar. Hayatı engellerle öyle bir zorlaştırmışlarki sanki bir daha muslumanlar ayağa kalkmıyacak, eski heybetli günlerini yakalamıyacak, izzet ve onurlu günlere dönemeyecekler.

İşte tam burada Rabbimizle olan bağımızı kurmak, ona güvenmek, ona ümit ile bağlanmak, onunla zalim konjokture meydan okuma cesareti ile hareket etmektir.

Her kim Allah’tan hakkıyla korkarsa( Şer’i hükümlerine bağlanırsa) Allah ona çıkış yolu ihsan eder.(Talak 3)

Şuda bir gerçek-ki İslam akidesinde mevcut potansiyel göç ve sunduğu çözümler, karşılaştığımız bütün sorunları en güzel bir şekilde çözecek donanıma sahiptir.Gerek fert, toplum gerekte devlet ile alakalı her detaya çözüm sunmuştur.Muslumanların başına gelen sorun ve musibetlerin çözümü için islama ve onun hayat nizamı olan hilafete dönmeleri kadardır.Biz muslumanların elinde böyle bir imkan var iken, bundan uzak yaşamamız yakışmaz. Bizlere düşen akidemize yakışır hareket etmek ve davamıza sadık kalmaktır. küfrün karşısında vizyonumuz ve misyonumuz ile tavizsiz ve dik durmaktır.İşte ozaman Allah’ın izni ile bu hadis tahakkuk edecektir.

Ahmed bin hanbel hasen isnatla Übeyy ibn-u Kab’dan Nebi Sallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduklarını tahriç emiştir; (Ey Resulum) Bu ümmeti yüceltmek,yükselmek,dinde sebat etmek, zafer görmek ve yeryüzünde göçlü kılmak ile müjdele!

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN