Katar’a Yaptırım & İran’a Saldırı

, 0 Yorum

Suudi Arabistan öncülüğündeki yedi Körfez ülkesi, Katar ile olan diplomatik ilişkilerini kesti. Katar emirine karşı bir saray darbesi, ya da askeri müdahalenin olabileceği konuşuluyor.

Peki, Körfez neden böyle karıştı?

Bununla ilgili açıklamayı Suud Dışişleri Bakanı yaptı:

Suudi Dışişleri Bakanı El Cubeyr, Katar ile ilişkilerin tamir edilebilmesi için yaptığı açıklamada;

“Filistin’de Hamas, Mısır’da ise Müslüman Kardeşlere verilen desteğin kesilmesini”

“Katar’ın, kendi başına kararlar alarak, Körfez ülkelerinden ayrı politikalar izlememesini”

“El Cezira kanalının, başka ülkelerin işlerine karışarak fitne fesat saçmamasını” istedi.

Yani el-Cübeyr, Katar’ın bu politikalarından Filistin meselesinin çözülmediğini, darbeci-Amerikancı Sisi’nin Mısır’ına istikrar gelmediğini, yetmezmiş gibi birde el Cezira üzerinden bu ülkelerin işlerine karıştığını dolayısıyla da bu adımların Körfez ülkelerinin (Amerika) politikalarıyla çeliştiğini ifade ediyor.

Her ne kadar buradan Hamas ve Müslüman Kardeşler ismi zikredilse de aslında Suriye’deki gruplar kastedilmektedir.

“Doha’ya askeri yaptırım olacak mı?” yolundaki bir soruya ise el-Cubeyr, “Umarım olmaz” yanıtını verdi.

En son söyleyeceğimi ilk önce söyleyerek konuya girmek istiyorum.

Körfez’de yaşanan bu kriz; “İngiliz-Amerikan çatışmasıdır.”

Ayrıca Katar’da şimdilik bir saray darbesi ya da askeri müdahalenin olma olasılığı düşük gözüküyor.

Malumat

Büyük devlete bağlı tâbi devletler, büyük devletin çıkarlarına zarar verecek eylemlerde bulunamazlar. Aynen Türkiye’nin, Amerika’nın Suriye’deki çıkarlarına zarar verecek girişimlerde bulunamadığı gibi. Çünkü tâbi devletler, dış politikada büyük devlete tâbi olurlar. Aynen Türkiye’nin dış siyasette Amerika’ya bağlı olduğu gibi. Dolayısıyla Katar Amerika ve Körfez ülkelerini tek başına rahatsız edecek bir devlet konumunda değildir. Katar bu politikaları tâbisi olduğu İngiltere adına atıyordu. Dolayısıyla bu krizin çatışan tarafları, Suud öncülüğündeki Körfez ülkeleri ve Katar gibi gözükse de aslında İngiliz ve Amerika’dır.

Şimdi bu yaşananları tam olarak anlamlandırabilmek için öncelikle bazı hususların altını çizmek istiyorum:

  • 1- İslam coğrafyasını tek başına sömüren İngiltere ile İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada liderliğini ele geçiren Amerika arasında bir çatışma söz konusudur. Ancak İngiltere, doğrudan bir çatışma değil de bunu Amerika’nın yanındaymış gibi gözükerek yapmaktadır. İngiltere, gizlilik içerisinde, sinsice, nüfuz ettiği ajan yöneticileri kullanarak Amerikan politikalarını engellemeye çalışmaktadır.
  • 2- İngiltere, kendisine ajanlık yapan yöneticilere roller dağıtmaktadır. Buna göre bu devletçiklerde Amerika ile çatışmaya girmeksizin Amerika’nın yanındaymış gibi gözükmektedirler. Örneğin siyasi bilinçten yoksun bir kişi Ürdün’ün ya da Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nin Amerika ile olan ilişkilerine bakarak, bu iki ülkenin Amerika’nın nüfuzu altında olduğunu düşünebilir. Hâlbuki her iki “devlette” İngiltere safında yer alan fakat farklı rolleri olan devletlerdir.
  • 3- Katar, İngiltere’nin Körfez’deki merkezi konumunda olan bir devlettir. Katar bir taraftan Amerika’nın yüzüne gülerken, diğer taraftan ise onu rahatsız edecek, politikalarını başarısız kılacak hamleler yapmaktadır. Bu yüzden El Cübeyr yaptığı açıklama da; “Katar, Hamas ve Müslüman Kardeşler’i destekleyerek, Filistin yönetimi ve Mısır’a zarar veriyor. Biz bunun iyi olmadığını düşünüyoruz. Katar, Ortadoğu’nun istikrarına katkıda bulunabilmek için bu politikalara son vermeli.”
  • 4- Katar, sahip olduğu iki güç sayesinde Körfez’deki İngilizcilerin merkezi konumundadır. Bunlardan birincisi medya aracı olarak El Cezira, ikincisi ise petrol. Dolayısıyla bu iki güç sayesinde İngiltere’nin Katar üzerinden yaptığı hamleler, Amerika’nın Suriye, Filistin, Libya, Yemen ve Mısır’daki politikalarını etkilemektedir. Bir önceki Katar Emiri’nde değişikliğe gidilmesinin sebebi de yine Amerika’ya verilen bu rahatsızlıktan dolayıdır. Ancak İngiltere, Baba ile Oğul’un yerlerini değiştirse de politikalarını değiştirmedi.

Gelinen noktada yeni Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Khalifa Al Tani de babasının yolundan giderek, İngiltere adına Amerikan politikalarını etkilemeyi başardı. Buna bir örnek de Katar’ın Libya’daki rolü üzerinden verilebilir. Libya, İngiltere’nin eski sömürgesidir. Amerikan politikalarını çok rahat etkileyebilmektedir. Bunun için Katar, Libya’da Hafter karşısında ve İngiliz uzlaşı hükümeti yanında yer alırken, BAE ise Hafter safında yer alarak onu destekliyor.

“Buradan İngilizlerin, yumurtaların tamamını bir sepete koymadıklarını da görebiliyoruz.”

Bu rol paylaşımı çelişkili gibi görünebilir. Ama İngiliz çıkarları açısından çelişkili değildir. Aynen Türkiye’nin bir taraftan Avrupa Birliği’ne girmek istemesi, diğer taraftan Rusya’yla ekonomik, askeri, siyasi anlaşmalar yapması ama Amerika’nın uydusunda hareket etmesi gibi. Türkiye’nin Katar’a verdiği desteği ise ülkeye sokulan sıcak paralar ve kimi politikalardaki uyumla açıklamak mümkün.

Krizin Arkasında Kim Var?

Hiç şüphesiz; “Amerika’nın tüm borçlarını Körfez ülkelerine ödeteceğim” diyen Trump’ın Amerikası var. Amerikan Başkanı Trump, son Riyad ziyaretinde Katar’ın bu durumunu patlattığını açıkça ifşa etti.

Trump, Twitter’da yaptığı açıklama da; “Ortadoğu ziyaretimde, radikal ideolojilerin artık finanse edilemeyeceğini söyledim. Liderler Katar’ı işaret etti, bakın!” diye yazdı.

Suudi Arabistan’da 50 ülkenin lideriyle buluştuğunu hatırlatan Trump, sonrasında yazdığı yeni Twitter mesajında ise “Suudi Arabistan Kralı ve 50 ülkeyle yapılan görüşmelerin işe yaradığını görmek çok güzel. Aşırılığın finanse edilmesine karşı katı bir tutum takınabileceklerini söylediler, bütün dayanak noktası Katar. Belki de bu terör dehşetinin sona erişinin başlangıcı olacak” dedi.

Bölgedeki liderlerin görüşünü aldığını vurgulayan Trump, böylece yaşanan krizde Washington’ın rolünü de belli etmiş oldu. Artık bu saatten sonra şu kesin ki: “bu krizin arkasında Amerika var.”

İran’da Yaşanan Saldırılar

Katar’a, Körfez ülkeleri üzerinden “gider” yapan Amerika’nın, İran’a “silah çekmesi” de pek olasıdır. Çünkü dünyanın en büyük terör devleti Amerika’dır.

İran, dün başkent Tahran’da parlamento binası ve Humeyni’nin türbesine düzenlenen saldırıda en az 12 kişinin öldüğünü ve 42 kişinin de yaralandığını duyurdu. Saldırıları IŞİD üstlendiğini duyursa da, İran Devrim Muhafızları, saldırıların arkasında Suudi Arabistan olduğunu belirterek, intikam alacağını açıkladı.

Amerikan Başkanı Trump, saldırılara ilişkin yaptığı açıklamada, ABD’nin kurbanlar için “yas tutup, dua edeceğini” söyledi. Ancak Trump; “Terörizmi destekleyen ülkelerin destekledikleri şeytanın kurbanı olacaklarının altını çiziyoruz” dedi.

İran Dışişleri Bakanı Cevat Zarif bu açıklamaya karşın; “İğrenç bir Beyaz Saray açıklaması” dese de bu açıklamanın Körfez ülkelerinin pek hoşuna gittiğini söyleyebilirim.

Malumat

İran’da yaşanan saldırılar konusuna geçmeden önce Amerika-İran ilişkileri hakkında kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Amerika, Afganistan ve Irak işgalini gerçekleştirirken İran’ı ful kapasite kullanmıştır. Özellikle Irak’ta Amerika ile İran arasında yürütülen bu koordinasyonu sadece kör olanlar göremez. Yine Yemen’de İran, Husileri destekliyor. Amerika da aynı şekilde Yemen’de Husilerin rolünü perçinlemek için çalışıyor. Suriye’deki Amerika-İran işbirliğini söylemeye bile gerek yok. Herkesin malumu…

Amerika Koalisyon güçleriyle Suriye devrimcilerini havadan bombalarken, İran da, milisleri ve devrim muhafızlarıyla karadan ilerleyerek Esed rejimine destek vermektedir. İran’ın Lübnan’daki partisi, Amerika’nın terör listesinde olmasına rağmen Suriye’de hiçbir saldırıya muhatap olmaması da bu ilişkiyi gözler önüne sermektedir. Dolayısıyla İran’ın Suriye, Irak ve Yemen’deki rolü Amerika’nın çıkarlarının bir parçasıdır. Yine Nükleer Anlaşmayla birlikte yaptırımların hafifletilmesi ve İran’ın petrol ihracatına yönelik sağlanan olanakların her biri Amerika ve İran arasındaki bu ilişkiyi teyit etmektedir. Dolayısıyla kamuoyundaki “büyük şeytan” açıklamalarına nazaran büyük bir dostluk vardır.

Amerika, Körfez’deki petrol kaynaklarını kendi kontrolü altına almak için İran’ın, Körfez ülkelerine bir tehdit teşkil etmesini sağladı. Böylece uzun yıllardır Körfez’i sömürmektedir. Irak işgaliyle birlikte ise İran tehdidi bu defa mezhepçi rolüyle ortaya çıktı. Öyle ki bu tehdit; Yemen, Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan, Bahreyn, Pakistan, Afganistan ve diğer ülkelere kadar uzandı. Bu nedenle “İran’ın rolü”, “İran tehdidi” ya da “Şii tehdidi” şeklinde bir olgu ortaya çıktı.

İşte bu durum Körfez ülkelerini fazlasıyla rahatsız etmektedir. Ancak bu durum karşısında da fazla bir şey yapamamaktadırlar. Bu nedenle Amerika’nın İran’a karşı verdiği yapay bir tepkiden bile çok memnun olmaktadırlar. Riyad toplantısında Katar’ın konuşulup, İran’ın konuşulmama şansı yok! Tabi buradan Amerika’nın artık İran’ı kullanmayıp çöpe atacağı bir anlamı çıkmaz!

Dolayısıyla 400 milyar dolarlık bir anlaşma, kılıç dansı ve üstüne Katar’a müdahaleye vize verdikten sonra İran saldırılarının da bu süreçten kopuk olduğunu insan düşünemiyor…

@OYildiz99

Bir Cevap Yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN