Lübnan ve Tunus Seçimleri Müslümanların Demokrasiyi İstemediğini Gösterdi

Geçen hafta Tunus ve Lübnan’da yapılan seçimlere katılım oranları, Müslümanların artık demokrasiyi istemediğini ve ciddi bir alternatif arayışı içinde olduklarını gösterdi.

, 0 Yorum

Geçtiğimiz hafta Tunus ve Lübnan’da yapılan seçimlere katılım oranları, Müslümanların artık demokrasiyi istemediğini ve ciddi bir alternatif arayışı içinde olduklarını gösterdi.

Lübnan’da 128 milletvekilinin belirlenmesi için yapılan genel seçimlere katılım oranı İçişleri Bakanı Nihad el-Meşnuk’un açıklamalarına göre yüzde 49,2 olarak gerçekleşti.

Tunus’ta yapılan yerel seçimlerde de Yüksek Seçim Komisyonunun açıkladığı oranlara göre, ülke genelinde 5 milyon 369 bin seçmenden 1 milyon 796 bin 154’ü sandığa gitti. Böylece seçime katılım oranı yüzde 33,7 oldu.

Lübnan ve Tunus seçimlerine katılımın bu derece düşük olması, insanların kendilerine zorla dayatılan demokrasiye ve onun batıl nizamlarına olan itimatlarının her geçen gün azaldığını gözler önüne serdi. Müslümanların İslâm’ın yönetim sistemi olan Hilâfet’in ikamesinin mümkün olduğu noktasında güvenlerinin tazelenmesiyle bu oranın daha da aşağılara ineceği muhakkak.

İslam coğrafyasında iktidar koltuğunda oturan yönetimler ve kolluk güçleri marifetiyle Müslüman halklara dayatılan Demokrasi’nin bu baskı unsurlarının etkisi kalktığında ya da azaldığında İslâmi talepler dile getirmeleri de Müslümanların alternatif arayışında olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.

Dünyanın çeşitli bölgelerinde seçimlere katılım oranlarının düşük olması, demokrasinin insanların ihtiyaç duyduğu huzur ve refahı sağlamada aciz kaldığını göstermektedir. Buna rağmen yakın zamanda Türkiye’de gerçekleştirilecek seçimlerde ısrarla demokrasi vurgusu yapılması, halka “ne olursa olsun sandığa gidin” çağrısı yapılması ve Müslüman halkın gerek siyasi, gerek fikrî, gerek duygusal ve gerek de yasal yollarla baskılanmaya çalışılması cari demokratik sistemin içinde bulunduğu tıkanmışlığı örtbas çabası olarak değerlendirilmektedir. Hatta Müslüman Türkiye halkının özellikle 15 Temmuz girişimi sürecinde verdiği imani tepki demokrasiye tahvil edilmiş ve ezanlar, salalar ve tekbirlerle sokaklara çağrılan halkın duyguları, sonraki günlerde müzikler, danslar ve şovlarla şekillendirilen demokrasi nöbetlerine dönüştürülmüş ve böylece duygular heder edilmiştir.

Dolayısıyla bu baskılama araçları olmadan halkın hür iradesiyle baş başa bırakılmış bir seçim sürecinin de Lübnan ve Tunus’tan çok farklı olmayacağı, önümüzdeki 24 Haziran seçimlerinde gözlemlenecektir. Fakat bu baskılama araçlarının etkin kullanımı sayesinde özellikle 24 Haziran seçimleri, seçime giren ittifaklarca (Cumhur ittifakı, Dörtlü ittifak) bir hayat-memat meselesi mesabesinde sunulmak suretiyle halk -tabiri caizse- gaza getirilmek istenmektedir ki böylece katılım oranları yüksek olabilsin. İşte bu da demokrasinin hilelerindendir.

Bugün seçimler, “Demokrasiyi mi, İslâm’ı mı tercih edersiniz?” şeklinde değil de aralarında nüans farkları bulunan “demokratik partilerden hangisini tercih edersiniz?” şeklinde yapılıyor. Hâlbuki insanları huzur, refah ve istikrara kavuşturacak olan Demokratik partiler değil, inkılabi bir değişimle ikame edilecek olan İslâmi sistemdir.

Kaynak: Köklü Değişim Medya

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN