Nebevi Davet Metodunda Silahlı Eylem Caiz Değildir

, 0 Yorum

Aslında herkesin bilmesi gerektiği fakat ne hikmetse herkesin bilmesi gerekmiyormuş gibi davrandığımız bir konudan bahsedeceğim. Zamanınızı fazla almamak için en son söyleyeceğimi en başta söyleyerek başlayayım; İslam’ı hayata hâkim kılmak için çalışan herhangi bir partinin veya örgütsel yapının maddi eyleme yani silahlı mücadeleye başvurması caiz değildir.

Sanıldığı gibi bunun cihatla da bir ilgisi yoktur. “Amenna ve seddakna”  cihad kıyamete kadar bakidir. Bu hükmün tam anlaşılması için biraz detaylandıralım; İslam beldelerinden herhangi bir beldeye kâfirlerin saldırması durumunda o beldede yasayan tüm Müslümanların kendilerini savunmak ve kâfirleri def etmek için  cihad etmeleri farzdır. Söz konusu müdafaa hakkını İslam Müslümanlara tanımaktadır. “Kim, canı uğrunda ölürse şehittir. Namusu (ailesi) uğrunda ölürse şehittir. Kim malı uğrunda ölürse şehittir.” [Tirmizi, Diyat,21:Müsnet,2/221]

Fakat düşmanın cana, namusa, mala karşı yaptığı saldırılar karşısında meşru müdafaa amelinin kastı İslami hayatı başlatmak değildir. İşgal edilen veyahut edilmek istenen bir yerin içerisindeki insanların canlarını, namuslarını, mallarını korumak veya kurtarma kastına ulaşmak için yapılmaktadır. Yani bu amelin sonucunda cari olacak maddi netice, İslami hayatın başlaması ve sonucunda İslami bir devletin kurulması şer’an mümkün değildir.

Konunun merkezine dönecek olursak. İslami hayatın başlatılması için davetin taşınma merhalelerinde Müslümanların kendilerini savunmak için maddi eyleme başvurma izni hiçbir Peygambere (a.s) verilmemiştir. Bu uğurda kimisi “testereyle biçilmiş”, kimisinin “üzerine baştan aşağı kızgın yağlar dökülmüş” akıl almaz işkenceler, saldırılar ve sıkıntılara rağmen maddi eyleme yani silahlı mücadeleye başvurmamışlar. Nitekim Rasullulah (s.a.v) ve sahabesi (r.a) öyle sıkıntılara maruz kaldılar ki “öldürülme”, çeşitli “işkenceler”, gıda “boykotu” sahabe efendilerimizi derinden sarsmıştır. Ömer(r.a), Habbab b. Eret (r.a), Abdurrahman İbn Avf (r.a) ve birçoğu; “Allah’ın yardımı ne zaman ey Allah’ın Resulü “demişlerdir.

Cevap gecikmez! “Sizden önceki ümmetlerden adamın biri yakalanır, yerde kazılan kuyuya konur; daha sonra bir testere getirilerek başına yerleştirilir ve başı biçilerek ikiye ayrılır; etlerinin, kemiklerinin derinliklerine işleyecek şekilde vücudu demir taraklarla taranır; fakat bütün bu eziyetler adamı dininden vazgeçirmeye yetmezdi. Vallahi, yüce Allah bu hareketi (İslâm’ı) öylesine hedefine ulaştıracaktır ki, San’a’dan yola çıkan bir atlı, Allah’tan ve sürüsüne kurt düşmesinden başka hiçbir şeyden korkmaksızın Hadramut’a ulaşabilecektir. Fakat sizler acele ediyorsunuz.” [Buhari, Ebu Davud, Nesei]

Nitekim Akabe Biat’ın da sahabe Mina Halkı’na kılıçlarımızla karşılık verelim mi? Ey Allah’ın Resulü demişlerdi. Allah’ın Resulü (s.a.v.); “Henüz onunla emir olunmadım” Allah’ın hükmünü bildirmiştir. Bu rivayeti şu ayet ile de delillendirebiliriz; “Ant olsun (gerçekten) Senden öncede nice peygamberler yalanlandı. Onlara yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğradıkları şeye sabrettiler. Allah’ın sözünü (vadini) değiştirebilecek yoktur. Ant olsun gönderilenlerden bir bölümünün haberi sana da geldi” [En-am 34]

Vakıasına mutabık birçok açık delil, açık bir şekilde gösteriyor ki, İslami hayatın başlatılmasında maddi (silahlı) eyleme başvurmak kesinlikle caiz değildir. Aksi halde Allah (Subhanehu ve Teala’nın) şeriatına muhalif olunur.

Davetçinin maddi eyleme başvurması akli olarak da doğru değildir. Çünkü davetçi karşılaşmış olduğu sıkıntıları şahsından dolayı değil, taşımış olduğu davetinden dolayıdır. Birilerinin davetçiye eziyet etmesi, sıkıntılara maruz bırakması tamamen davete olan tepkilerinden dolayıdır. Ondan gelen sıkıntılara da sabretmek davetçi kimsenin işidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kırk yaşına kadar o toplumda değer verilen emin bir şahsiyeti. Buna rağmen İslam’a davet etmeye başlayınca ona şiddetle karşı koydular. Bu tepkiler şahsından dolayı değil onları davet ettiği fikirden dolayıdır.

Zira Peygamber Efendimizin şahsına ve kitlesine yapılan zulümler, eziyetler karşısında “Ben affetmekle (toplumu kalkındırmakla) emrolundum, kavmimi (toplumu) öldürmekle değil.” [Nesei, Hakim] Kitlesinin hareket metodu ile ilgili bir hükmü bizlere bildirmektedir. Görüleceği üzere toplumun kalkınması ameliyesinin içerisinde maddi mücadeleye yer verildiği takdirde iç karışıklık kaçınılmaz olmaktadır. Bu da mevcut sistemlerin işlerine gelmektedir.

Kitlenin bütün bunlara sabretmesinin neticesinde daha büyük işlere, belalara, sıkıntılara, sabretmeyi, olgunluğa erişmeyi ve ihlaslı olma kabiliyetini kazandırmaktadır. Allah korkusunun önünde hiçbir korkunun olamayacağını, aklen iman etmeleri sayesinde devletin kurulmasıyla daha büyük sıkıntılara karşı dayanıklı ve sabırlı bir kitle oluşturmaktır. Devletin kurulmasıyla beraber, İslam davetinin tüm dünyaya cihad yoluyla yayılması amaçlanmaktadır. Bu çok daha mühim ve çok daha meşakkatli bir ameldir. Bu sebeple İslami kitlelerin ve mensuplarının nebevi değişim metodunu anlayabilmeleri ve İslami hayatı başlamasını sağlayacak değişim metoduna uygun çalışmalar ve kültür edinmeleri elzem bir konudur.

“Ey iman edenler! (Allah’ın rızasını kazanmak isteyenler) Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize (çalışmalarınıza) hainlik etmiş olursunuz. [Enfal 27]

Tayfur OTUK

Bir Cevap Yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN