RAMAZAN AYI HAKKI BATILDAN AYIRAN AYDIR

, 0 Yorum

Bizleri günahların silip süpürüldüğü, şeytanların bağlandığı, cennet kapılarının sonuna kadar açık tutulduğu ve içinde bin aydan daha hayırlı geceyi barındıran bir Ramazan ayına daha kavuşturan Allah Subhanehu ve tealaya sonsuz şükürler olsun. Ramazan ayının gelişi bizleri hayrı ve bereketi bol olan bir sürece ulaştırmaktadır. Ramazan ayı mübarek ve kerim bir konuktur. Mübarek ve kerim bir konuğu ağırlamak ise oruç, kıyam-ul leyl, yemekten ve içmekten kesilmenin yanı sıra ona zikir, şükür, ibadet, dua, takva ve salih ameller ikram etmekle olur. Ramazan ayı Kur’an ayıdır, hakkı batıldan ayırt etme ayıdır, rahmet ayıdır, mağfiret ayıdır, hasenatları ikiye katlama ayıdır, hatalara kefaret ayıdır, Müslümanların içerisinden geçtiği en hayırlı aydır. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise cehennem azabından azad olma ayıdır.

Bu mübarek ayın fazileti ile alakalı Resulullah s.a.v. şöyle buyurdu.

“Ey İnsanlar! Bereketli ve büyük bir ayın gölgesi üzerinize düşmüştür. Bu öyle bir ay ki, onda bin aydan daha hayırlı olan bir gece vardır. O öyle bir ay ki, Allah o ayda oruç tutmayı farz kılmış, gecelerini nafile ibadetle (teravih namazı) geçirmeyi teşvik etmiştir. Kim Ramazan ayında hayır işlerse, Ramazan ayı dışında farz bir ibadeti yapan kimse gibi sevap kazanır. Kim Ramazan ayında bir farzı eda ederse, Ramazan ayı dışında yetmiş farzı eda eden kimse gibi sevap kazanır.

“Ramazan, evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulma ayıdır. Kim bu ayda işçisinin/hizmetçisinin işini hafifletirse, Allah onu bağışlar ve cehennem ateşinden azat eder.”

“Âdemoğlunun bütün amelleri, iyilikleri on katından yedi yüz katına kadar kat kat artırılır. Allah Azze ve Celle şöyle der: “Ancak oruç müstesna. Şüphesiz o Benim içindir. Ve mükâfatını ancak Ben veririm. Zira o şehvetini ve yiyip içmesini Benim için bırakmıştır.”.

Bu ayı mubarek ve hayırlı kılan en önemli husus ise, insanlığın ateş çukurunun eşiğine geldiği, onları bu tehlikeli gidişattan haberdar etmek ve kurtarmak için gelen Kur’an’ın içinde indiği ay olmasıdır.

Evet Kur’an gelmeden önce mekke ve civar halkı, son derece ibtidai bir hayat yaşamaktaydılar. Aklın fonksiyonunu yitirdiği, duyguların söndüğü, vicdanın katılaştığı, bedenin adeta ruhtan bi haber yaşadığı bir ortam ve gidişat mevcuttu.

İlahi emirlerden yoksun yaşanılan hayat, zulüm ve zillet yaşanılan hayatın bir parçası haline gelmiş insanların hayatla alakalı benimsediği ölçüler, aralarındaki alakalar ve toplum üzerinde egemen olan kanun ve yasalar, her geçen gün hayatı yaşanmaz hale getirdiği gibi, toplumun ve gelecek nesli tehlikeli bir ortam hazırlar durumdaydı.

İşte tam bu durumda Allahuteala insanlığın içinde bulunduğu kötü durumu değiştirmek için batılın yerine hakkı, zulmün yerine adaleti, zilletin yerine izzeti, karanlığın yerine ap-aydın bir hayatla değiştirip dönüştürmek için Kur’anı gönderir.

Kur’an Mekke’yi çevreleyen kayalıkların arasında sıkışıp kalmış, medeniyetten son derece uzak bir hayat yaşayan insanların içinde yaşadıkları zifiri karanlıktan çıkarmış, onları bütün yeryüzüne İslam’ın aydınlığına taşıyacak şerefli bir ümmet haline getirmiştir. Kur’an sayesinde yaşadıkları dönemi saadet asrına dönüştürmüşlerdir. İnsanlık tarihinin benzerine tanık olmadığı bir biçimde uygarlık basamaklarında hızla tırmanmış, siyasi, ekonomi, sosyal, hukuki, bilim ve hayatın bütün alanlarında son derece kalkınmış, müreffeh, huzurlu ve mutlu bir toplum inşa etmişlerdir. İşte Kur’an böyle bir kitaptır. Bir toplumun hayatına girdi mi, o toplumu kökten değiştirir, onları uygarlığın zirvesine taşır. Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır: Muhakkak ki Allâhu Teala şu kitap (sebebi) ile bir takım toplulukları yükseltir, bazılarını da alçaltır.”

Kur’an’ın kadrini ve kıymetini bilip onun usul ve adabına göre yaşayanların hayatlarında müthiş ve mükemmel bir kalkınma ve ilerleme gerçekleşir.

Nitekim Rabbimiz buyuruyorki.

İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir. Allah onunla rızası peşinde olanları selamet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.” (Maide 15-16)

Kur’an dar bir bakış açısı ile hayata bakan bir toplumun yaşadığı karanlık bir devri kapatıp, aydın bir perspektifle hayata bakan bir toplumu meydana getiren bir çağ açmıştır.Bu aydın toplumun vizyonunu belirleyen Kur’an ve sünnet temelli bakış ile   hak ile batılı, doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, günah ile sevabı, helal ile haramı bir birinden ayır eder hale getirmiştir.Kuran neyin doğru neyin yanlış olduğu, neyin hak neyin batıl olduğu ile alakalı prensipler ve kaideler ortaya koymuştur.Bu ilkelere dikkat nazarı ile yaşanılan hayatlarda adalet, huzur, güven ve saadetin olacağı bir hayat ve ortam oluşur.

Bugün biz müslümanlar ne kadarda bu sahih bakış açısına muhtacız….

Eskiden batıl ve bağlantıları doğru bir bakış ile kolay bir şekilde anlaşılırdı…

Günümüz müslümanları kur’anın indiliş maksadını ve mesajını, kapsamlı bütüncül bir bakış ile bakamadıklarından dolayı, hayatlarını İşgal eden, geleceğimizi tehdit eden batılın (laiklik, demokrasi)   tehlikesinden bi haber yaşamaları ile, tıpkı eski mekke’deki cahiliye toplumunun halini yaşamaktadır.

Mekke toplumu üzerinde egemen olan batıl (şirk) anlayışı nasıl insanlığı zifiri karanlığa gömmüşse, bugünde batılın (Laik rejim ve demokrasi nizamının) tatbik edildiği bölge ve beldelerde kriz, kaos, terör, fitne, fesat, sapıklık ve ahlaksızlık meydana getirerek insanlığı zifiri karanlığa mahkum ve mecbur etmiştir..

İşte Ramazan ayı, çağımızda yaşayan toplumların başına bela olmuş veya edilmiş batıl bir düzen ve nizam olan demokrasiye alternatif, hakkı (hilafet ve şeriatı) hatırlatarak, insanın islamca ve insanca yaşaması, batıl nizamlarla beraber kaybedilmiş Allah’ın rızası, ona paralel olan İzzet, Şeref, Onur gibi hasletleri tekrar kazanmak için, bu mübarek ayda Rabbimize dua ve niyazda bulunarak Ramazan ayına yakışır bir hazırlık içinde olmaktır.

Unutmayalımki Ramazan ayına yakışır en güzel amel, davet, zafer ve fetihtir.

Nitekim Bedir Gazvesi, Mekke’nin fethi, Endülüs’ün fethi, Ayni calut savaşı, Biladuş şüheda gibi savaşların zafer ve fetihle sonuçlanması Ramazan ayında olmuştu.

Bu ulvi başarıları meydana getiren güç ve imkan tekrar unutmayalimki hilafet devletinin varlığı ile mümkün olmuştu.

Müslümanlar eski heybet ve ihtişamlı günlerine dönmeleri için zihinlere ve bedenlere musallat olmuş veya edilmiş bütün batıl fikirlerden kurtularak, hakkın ve hakikatın kendisi ve öncüsü olan islama ve onun hüküm ve hükmetlerini uygulayan hilafet için canla başla davet taşıma ve çalışmalarına, ecri hayrı ve bereketi bol olan bu mübarek ayda, yoğun bir tempo ile Çalışmalarına hız vermeliler.

İşte bu muhakkak büyük bir azim ve kurtuluştur. Çalışanlar böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar ( Saffat 60.61)

Bir Cevap Yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN