Rasulullah bir Siyaset Adamıydı!

, 0 Yorum

Muhammed Mustafa Sallahu Aleyhi ve Sallem

O, Allah’ın kulu ve Resulü, Allah’ın kendisine Habibi/Sevgili diye Hitap ettiği bir Peygamber..

O, Hz. Aişa’nın ‘Ya Rasulullah, beni nasıl seviyorsun?’ sorusu üzerine, ‘Kördüğüm gibi Ey Aişa!’ diyen bir eş…

O, Allah’u Teala’nın ömrüne yemin ettiği tek insan. (Hicr 72)

O, ‘Anam babam sana feda olsun ya Rasulullah’ diyen sahabelerin gerçek dostu…

O, önceki Ümmetlerin hasretle beklediği, sonraki Ümmetin ise özlemle anlattığı son Peygamber…

O, ümmetini düşünen ve ümmetinin azaba düşeceği endişesiyle ‘Ummeti, Ummeti’ diye ağlayan tek Peygamber!

O, kuşu öldüğü için çocuğa taziyeye giden, çocuklara karşı merhametli bir Peygamber…

O hayırlı bir evlat, eğitici bir baba, sevecen bir komşu, cömert, merhametli bir arkadaş, güler yüzlü ve hoş sohbetli bir eş…

Bunlar bizim bildiğimiz yönleri, daha doğrusu bunlar bugüne kadar bize öğretilenler. Rasulullah’ın tanımamızı istedikleri yönleri.

Evet. O iyi bir eş, iyi bir baba, iyi bir komşu, iyi bir arkadaştı ama aynı zamanda iyi ve olması gerektiği gibi bir yönetici idi. Üstelik ümmetini sadece Allahın’ın hudutları ile yöneten bir yönetici. Allah’ın Şeriatını yeryüzüne hâkim kılma yolunda birçok işkenceye maruz bırakılan bir devlet başkanı.

Bu yönü bizlere anlatılmadı. Hep gizli bırakıldı. Bu yüzden bizler O’nun sağ elle yemek yemesi, komşularına iyi davranması, abdest alırken çok su kullanmaması, hoş görülü olması yönlerini öğrendik. Oysa Rasulullah bize tek örnektir ve O’nun her yönünü araştırıp hayatımızda uygulamakla mükellefiz. Bir kısmını alıp, bir kısmını terk etmemiz caiz değildir.

Rabbimiz buyuruyor;

“Rasul size her ne getirdiyse onu alın. Neden yasakladı ise ondan sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr 7)

Rabbimiz insanlığı zilletten kurtarmak için bir elçi gönderdi ve O elçiyi bizler için bir örnek kıldı. Her konuda ama her konuda O’nu örnek almamızı emretti. Sadece işimize gelen veya bize kolay gelen alanlarda değil, hayatımıza yön veren her alanda onu örnek almamızı emretti. Ayrıca O’nu örnek alırken nefsimize ağır gelse dahi içimizde hiçbir rahatsızlık duymadan uygulamamız çok önemlidir. Bunu bu şekilde almamız gerekmektedir. Aksi halde imanımızdan şüphe duymamız gerekir. Zira bunu biz demiyoruz aksine Rabbimiz buyuruyor;

“Hayır Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar” (Nisa 69-70)

Ayette geçen ‘iman etmiş olmazlar’ cümlesi bizleri derinden sarsmalıdır kardeşlerim. Zira bizler son nefesimizi verirken dahi imanla ölmek isteriz. O halde Rasulullah’ın hayatını incelerken, hayatının tamamını incelememiz gerekir. O’nu kendimize örnek alırken sadece cüzi birkaç konuda değil tüm hayatını örnek almamız gerekiyor. Hayatımızın her alanından sadece düşüncelerini değil metodunu da tatbik etmeliyiz. Yoksa O’nu örnek aldığımızdan bahsedemeyiz!

Rasulullah risaletle yani Rasullük ile emrolunduğunda, insanlara örnek olması ve yol göstermesi için seçilmiştir. Fakat insanların sadece nasıl abdest alacakları, komşularına, ailelerine nasıl davranacaklarını, uyuma veya oturma adabını öğretmek hususunda örnek olması için seçilmedi. Hayatımızın her alanında, sorularımıza cevap ve sorunlarımıza çözüm vermesi için Resul olarak seçildi ki, Nebi ve Rasullerin görevi budur.

Rasulullah’a siyaseti hiçbir zaman yakıştırmadık. Oysa O siyaset adamıydı. Onun siyaset adamı olduğunu söylemem belki bu birçoğunuzun tepkisine yol açacak. Fakat açıklamasını yapınca bana hak vereceğinize inanıyorum. Her şeyden önce siyasetin içini açalım. Siyasetin ne olduğunu anlayalım ki, Rasulullah için neden böyle dediğimi anlayabilelim.

Siyaset; insanların işlerinin dâhili ve harici gütmektir. Bir fikir üzerine sıkıntılarını gidermek, ihtiyaçlarına kulak vermek ve sorunlarını çözmektir.

Bu tanım doğrultusunda İslam’a baktığımızda, İslam’ında bir yönetim nizamı olduğunu ve insanların işlerini dâhili ve harici güttüğünü, insanların sorunlarına çözümler ürettiğini, sıkıntılarını giderdiğini, nasıl yaşamaları gerektiğini gösterdiğini görürüz.

İslam Siyaseti kapsadığı halde, bizler bugün siyasete kerih gözlerle bakıyoruz bunun bir sebebi var. Hem de çok ciddi bir sebebi var. O da bugünkü siyaset adamlarının güttüğü siyasetten kaynaklanmaktadır. Bunu iki madde olarak açıklamak istiyorum;

Birincisi, siyaseti İslam’la değil küfür olan düzen yani demokrasi ile güttükleri için.

İkincisi ise, güttükleri siyasette hep hile, dolandırıcılık, kendi menfaatlerini ön plana koyma, Müslümanlar üzerinde komplo kurma, onların maslahatlarını asla düşünmedikleri için. Böyle bir siyaseti elbette İslam’a yakıştıramayız ve yakıştırmamız gerekir. Çünkü böylesi kirli bir siyaset bizim temiz ideolojimizde asla barınamaz.

Şimdi gelelim bugünün siyasetine… Bugünün siyaset adamları, yöneticiler, yaptıkları ile övünüyorlar. Neyle? Yaptıkları yollarla, inşa ettikleri okul sayıları, ülkeyi savunma adına kurulan hava üsleri veya ekonomik büyümedeki artış ile.

Evet, insanların hayatını rahatlatacak yollar yaptılar ama biz o yollardan geçerken sağımızda solumuzda tekel bayilerini görüyoruz, kadınlarımızın İslam dışı giyimlerle dolaştıklarını görüyoruz, Allah’ın men ettiği zinanın yaşandığını görüyoruz.

Evet, sayısız okul inşa ettiler fakat o okullarda İslamî bir eğitim vermediklerini, evlatlarımızın madde bağımlısı olduklarını, birbirlerine hiç çekinmeden bıçak çektiklerini görüyoruz, en önemlisi İslam’a uymayan, Allah’tan korkmayan bir neslin yetiştiğine şahit oluyoruz.

Evet, devleti savunma adına hava üstleri kuruldu fakat o uçaklar kardeşlerimizi bombalamak için gönderildi, orda İslam’a düşman olan “İsrail” askerleri eğitildi.

Milli gelir arttı. Fakat bu iş, Allah’ın Mekke kadar kutsal bir belde de, anne kadar değerli bir varlıkla zina etmek kadar çirkin bir amel olarak gösterdiği faizle yapıldı. İnsanlar faiz bataklığına düşürüldü.

Diyebilirsiniz ki, hiç mi iyi bir şey yapılmadı? ‘Başörtüsü serbest bırakıldı, üniversitelerde bayan kardeşlerimiz başörtüleri ile bugün hiç sıkıntı duymadan rahat bir şekilde okuyorlar. Evet. Böyle diyebilirsiniz. Fakat dikkatinizi çekmek istediğim önemli bir mesele var. Doğru, başörtüsü serbest bırakılmış olabilir ama sorarım size? Kardeşlerimiz Allah’ın emrettiği şekilde giyiniyorlar mı sizce? Başörtüsü göğüsler üzerine sarkıtılmadı, başörtüsünün altına daracık pantolonlar giyilmeye başlanıldı, sözde başörtülü bayanlar sokaklarda dans edercesine yürümeye, yabancı erkeklere cilve yaparcasına konuşmaya başladılar. Hatta Youtube’da, başında başörtüsüyle küfürlü sözler içeren videoları yüklerken hiç haya etmediler.

Bayanlar başlarına başörtüsü taktılar fakat o başörtüsü sadece saçlarını kapattı ama giyimleri, konuşmaları, hal ve hareketlerinin İslam’la hiçbir alakası olmadı.

90’lı yıllarda, başörtüsü mücadelesi veren, okula alınmadıkları için, okul önlerinde bekleyen, polisten dayak yiyen ve hatta zorla başörtüleri başlarından alınan üniversitedeki kardeşlerimiz ile bugünkü üniversitelerdeki kardeşlerimizin resimlerinin yan yana koyduğunuzda bana hak vereceğinize inanıyorum.

Şimdi bu açıdan bakarsak, onların necis siyasetlerini Asla Rasulullah’a yakıştırmamamız gayet normal.

İnsanların, dünya hayatının bir kısmını rahat ettirdiler. Fakat ahiretlerini heder ettiler. Oysa Rasulullah’ın siyaseti, yani Rasulullah, insanların işlerini güderken, ihtiyaçlarını karşılarken, bunu hem dünya, hem de ahirete yönelik yapıyordu. Çünkü O, insanları, insanın fıtratına uygun olan Allah’ın kanunları ile yönetiyordu.

Rasulullah, kendisine Rabbi tarafından indirilen nizamı, düzeni, yani Kuran’ı Kerimi insanlığa tebliğ etmekle yetinmemiş, Rabbinin emri ve yardımıyla onu hayatına ilk tatbik eden Mü’min olmuş, hayatını Kur’an’a göre tanzim etmiştir. Diğer bir değişle O’nun hayatı Kur’an’ın tefsiri olmuştur.

Rasulullah’ın hayatını incelediğimiz zaman O’nun İslamî bir devlet kurmak için büyük bir mücadele verdiğini görürüz. Çünkü o dönemde insanlar küfürle yönetiliyordu. Küfür dediğimiz, İslam dışı bir düzenle yönetiliyorlardı. Rasulullah’ın mücadelesi bu düzeni yıkıp yerine İslamî bir düzen olan bir devleti kurmak oldu. Hicretten sonra Medine’de İslam devletini kurdu. Fakat bu o kadarda kolay olmadı. Bu uğurda Rasulullah ve Sahabeler aç bırakıldılar, işkenceye uğradılar. Bütün zorluklara rağmen pes etmediler ve asla taviz vermediler.

Rasulullah hem İslam devletinin yöneticisi oldu, hem de ordusunun komutanı. Rasulullah’ın komutanlığını yaptığı ilk ve önemli savaşlardan biri, Hak ve batılın ayrıldığı Furkan günü olan Bedir Gazvesidir. Ardından Uhud gazvesi, sonrasında Hendek gazvesi takip eder ki, bunların üçünde de Rasulullah bir ordu komutanı olarak savaşı sevk ve idare etmesi yanında fiilen savaşmış ve bunlardan özellikle Uhud’da ok atmış ve yaraladığı kâfir daha sonra bu yaradan ölmüştür. Rasulullah’ın attığı okun kendisine isabet etmesiyle katıla katıla ağlayan kâfire ‘Amma da büyütüyorsun küçük bir yara bu’ diyenlere ‘Hayır küçük bir yara olabilir ama beni öldürür. Çünkü ben Muhammed’e: Muhakkak seni öldüreceğim demiştim. O da “Hayır, tam tersine İnşaAllah ben seni öldüreceğim” demişti. Bu ok O’nun attığı oktur, mademki bana isabet etti elbette beni öldürür.’ demiş ve gerçekten o yaradan ölmüştür.

Bu olayda görüldüğü gibi Rasulullah savaşta kâfirlere gül dağıtmıyordu. Aksine onları İslam’a karşı geldikleri için öldürüyordu. Evet. O, Müslümanlara karşı hoşgörülü bir Peygamberdi fakat savaştaki kâfirlere karşı taviz vermeyen, hoşgörü ile yaklaşmayan ve onları öldürmek üzere savaşan bir komutandı. Modernist alimler bunu O’na yakıştırmazlar. Ancak O, böyle bir Peygamberdi.

Dikkatinizi çekmek istediğim bir konu daha var; bildiğiniz üzere müşrikler Rasulullah’a her fırsatta eziyet ediyorlardı. Sizce bu eziyetleri Rasulullah’ın sadece namaz kılması, oruç tutması, insanlara merhametle yaklaşması veya güzel ahlaka davet etmesinden dolayı olabilir mi? Zira bu sebeplerden dolayı Rasulullah’a düşman olsalardı, bir erkeğin asla ret edemeyeceği bir takım cazib tekliflerde bulunabilirler miydi?

Müşrikler, Rasulullah’ı davasından vazgeçirmek için birçok teklifte bulundular. Bir araya gelip Rasulullah’ı nasıl vazgeçirebilirler diye düşündüler. Sonunda birini görevlendirdiler ve o müşrik Rasulullah’a giderek şu teklifte bulundu;

“Eğer nam peşindeysen seni meşhur yapalım, makam sahibi olmak istiyorsan seni başımıza kral yapalım, kadın istiyorsan sana kavmimizin en güzel kızlarını verelim, para istiyorsan seni en zenginimiz yapalım. Ne istiyorsan söyle hemen yapalım, yeter ki şu davandan vazgeç” dediler. Rasulullah sabırla dinledikten sonra O’nun yolunda gidenlere, bu davayı taşıyan davet taşıyıcılarına örnek olacak o tarihi sözü söyler;

“Vallahi şunu bilin ki, güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz dahi yine de davamdan vazgeçmeyeceğim. Ya Allah, bu dini hâkim kılar, yahut ben bu uğurda canımı veririm.”

Güneşi veya ayı elle tutma gibi bir ihtimal var mı? Fakat Rasulullah bu örneği veriyor, yani nasıl ki, bu imkânsızsa O’nun davasından da vazgeçmesinin imkânsız olduğunun altını çizdi Rasulullah. Müşrikler Rasulullah’ın ne kadar ciddi olduğunu fark etmelerine ve anlamalarına rağmen pes etmediler. Çünkü onlarda en az Rasulullah kadar küfür olan davalarında ciddi insanlardı.

Şimdi sormamız gereken soru şu, neydi onları bu derece korkutan şey? Namaz veya orucun kime ne zararı var ki, bu müşrikleri korkutsun. Bunun üzerinde çok düşünün kardeşlerim. Demek ki, Rasulullah bir takım ibadetlerin dışında ahlak veya yeme, içme, oturma adabı dışında başka şeylerle geldi ki, bu müşrikleri korkuttu. Neydi o?

Rasulullah’tan öğrenelim

“La ilahe ilah Muhammedun Rasulullah diyene kadar insanlarla savaşmakla emrolundum.”

La ilahe illallah ne demek? Tüm beşeri kanunları ret etmek demektir. Yani beşeri kanunlar geçerli olmayacak, sadece Allah hüküm verecek dedi Rasulullah. Allah’ın koyduğu hükümler karşısında hiçbir beşer hüküm koyamaz, hayata karışamaz ve yönlendiremez dedi Rasulullah.

Böyle dedi ve bu uğurda mücadele etti Rasulullah. Küfür olan sisteme karşı geldi, müşriklerin Allah’ın kanunları dışında yönettikleri sisteme karşı geldi. Onu yıkmak ve yerine Allah’ın düzenini kurmak için mücadele etti. Bu yüzdendir ki, bu durum müşrikleri, bu zamanın kâfirlerini ve ona yandaşlık edenleri bu derece korkuttu ve korkutmakta.

Bizler Rasulullah’ı senede bir gün anar hale geldik. Onun için kutlu doğum haftası faaliyetleri yapılıyor, şiirler ezberliyor veya bir takım etkinlikler yapılıyor. Peki, Rasulullah’ın bizden istediği bu muydu? Senede bir defa anılmak…

Düşünün… Siz insanlığın hayatını düzene koyacak bir nizam getiriyorsunuz, onlara her daim yardımlarda, hayırlarda bulunuyorsunuz hatta onlar için yaşıyorsunuz. Yaptığınız bu koca iyilik karşısında sadece senede bir defa anıyor ve hatırlanıyorsunuz. Bu sizin hoşunuza gider mi? Bunu nankörlük olarak algılamaz mısınız? Bu neye benzer biliyor musunuz? Annesini her fırsatta kıran inciten, sözünü hiç dinlemeyen, sözünü sadece işine gelen alanlarda dinleyen ama senede sadece bir gün ‘anneler günü’nde annesine çiçek alan bir evladın durumuna benzer.

Bizler Rasulullah’ı hayatıma örnek almazsak, O’nun getirdiği düzen doğrultusunda yaşamazsak ama senede bir defa onu anarsak, bu O’nu sevdiğimizi, O’na değer verdiğimizi ve onun yolunda gittiğimizi göstermez.

Son söz olarak derim ki!

Bugüne kadar duyduğunuz ve tanıdığınız Rasulullah tasvirine bir şey daha eklemeniz gerekir. Rasulullah tebaasına karşı merhametli, düşmanlarına karşı sert ve zorlu bir devlet başkanıydı.

Şayet birileri Rasulullah’a tabi olduğunu iddia ediyorsa, bunun göstergesi Rasulullah’ın getirdiği her şeye, Rasulullah’ın gösterdiği şekilde tabi olmaktır.

Rasulullah’a tabi olduğunu söyleyip, Allah ve Rasulü’nü gazaplandıracak şeylere imza atmakla kişi ancak kendisini ve yanındakileri aldatabilir. Fakat Allah’ı asla aldatamaz. Zira Allah Subhanehu ve Teâlâ her şeyi görür ve gizli kalmış her şeyi bilir.

Evet, sizlere devlet başkanı olun demiyorum!

Sizlere, gidin düşmanlarımızla savaşın da demiyorum!

Diyorum ki

Birilerinin Allah ve Rasulü’nü kullanarak sizi kandırmasına müsaade etmeyin.

Allah’ın Rasulü’nün takipçisi olmak, ancak O’nun getirdiği İslam Şeriatı’nı tatbik ekmekten geçer. Bu da batıdan ithal edilmiş demokratik, laik sistemler ile değil Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Abdulhamid gibi Halifelerin çıktığı Hilafet sistemiyle olur.

İşte bu nedenle, Sahabelerin Rasulullah’a yaptıkları yardım gibi sizlerde gerçek bir Hilafet için çalışanlara yardım edin. Yardım edin ki, Rasulullah’ın, üzerinde “La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah” yazılı sancağı göklerde vakarla yeniden dalgalansın. Yardım edin ki, yeryüzü Müslümanlara ve mazlumlara geniş, kâfirlere ve zalimlere dar gelsin.

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN