Sevinci ve Hüznü Büyük Olan Bir Ramazan Ayı Daha!!

, 0 Yorum

Değerli Kardeşlerim, her ne kadar heyecanın ve hüsnün olduğu bir Ramazan ayına daha giriyor olsakta, Ramazan ayımız mubarek olsun ve İnşa’Allah hayırlı amellerimiz ve yapacağımız dualarla bu ayın hayırların en büyüğüne vesile olmasını Rabbimden dilerim.

Tam onbir ay boyunca bu Mubarek ayı büyük heyecanla bekliyoruz..

 Bu ayı diğer aylardan ayıran en önemli fark Kur’an-ı Kerimin bu ayda indirilmiş olmasıdır. Rabbimiz şöyle buyuruyor;

  “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’anın indirildiği aydır.’’  (Bakara 185)

Bu ayda Kur’an-ı Kerim’in nazil olması dahi başlı başına bu ayın değerini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte bu ay günahların silindiği, duaların kabul olduğu, bereketin ve evlerdeki saadetin arttığı, sabırların sınandığı ve yaptığımız herhangi hayırlı bir amelin mukafaatının katlandığı bir aydır. Bu durumda böylesi güzel bir aya kavuştuğumuz için insanın sevinmemesi heyecanlanmaması imkansızdır. Çünkü bu ayda Rabbim kullarının hatalarının silinmesi ve ecirlerinin artması hususunda tabiri caizse büyük bir fırsat tanımıştır. O halde her AKILLI kul bu ayın değerini bilmeli ve Rabbisinin kendisinden razı olması ve kendisiyle iftihar etmesi için hayırlı amellerini arttırmalı.

 “Ramazan ayı size bir bereket ayı olarak gelmiştir. Allah’u Teala bu ayda rahmetiyle sizi kuşatır. Bu ayda rahmet indirir. Hataları siler, duaları kabul eder. Allahu Teala bu ayda hayr hususundaki yarışlarınıza bakar ve meleklere karşı sizinle iftihar eder. Allah’a karşı hayr ortaya koyunuz. Çünkü bedbaht kişi bu ayda Allah’ın rahmetinden mahrum olan kişidir.’’  (Tabarani)

Ebu Hureyre’den rivayet edilen günahların silinmesi hakkında;
“Her kim iman ederek ve karşılığını sırf Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.’’

   SubhanAllah bu hadiste Rabbimizin merhametini görmekteyiz. Zira O’ Subhanehu ve Teala riyadan uzak, sadece Kendisinin rızasını bekleyerek Ramazan oruçunu tutana karşılık bugüne kadar işlemiş olduğu tüm günahları bağışlanıyor. Rabbimiz kuluna hiç bir zaman zülmetmez ama kul kendine hep zülmetmiştir. Kulun işi bu kadar kolayken o herzaman herşeyi kendine zorlamıştır. Üstelik bunun içinde her zaman şeytanı bahane edilmiştir. Oysa bu ayda Rabbimiz Cehennem kapılarını kapatıp Cennet kapılarını sonuna kadar açtığı gibi şeytanları da zincire vurmuştur.

          Ebu Hureyre (ra)’dan Rasul (sav) şöyle buyurdu

         “Ramazan ayı girdiği zaman Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kilitlenir. Şeytanlar zincire vurulur.’’ (Buhâri, Müslim)

Başka bir hadiste;

       “Ramazanın ilk gecesi olduğu zaman, cehennem kapıları kapanır. Onun hiçbir kapısı açılmaz. Cennet kapıları açılır ve o kapılardan hiçbiri kapanmaz”. Münadi şöyle seslenir: ‘Ey hayr isteyen gel, koş! Ey şer istiyen, kötülüklere karşı kendini tut!’ o ayda Allah’ın cehennemden azatlıları vardır. Bu Ramazan bitinceye dek vaki olur’’ (Tirmizi)

Bu ayda insana vesvese verecek şeytan bağlıdır ve insanlara yaklaşamaz. Bu durumda kişi bu ayda nefsiyle baş başadır. Nefsiyeti kuvvetli olan kul Rabbisi için bu Mubarek ayı çok güzel değerlendirir. Hayırlı işlerde yarışır, Rabbimizin razı olacak amellerini arttırır. Ama nefsiyetinde bozukluklar olan kul, bırakalım hayırlı işler yapmayı oruç tutmakta dahi zorluk çeker. Yani bu ay kulunun kendisini daha iyi tanıyabileceği bir aydır. Rabbimiz oruç tutunları şöyle mükâfaatlandırmaktadır;

Sehl İbni Sa’d (ra)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah şöyle buyurdu:

         “Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? Diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez.’’ (Buhârî, Savm 4; Müslim, Sıyâm 166)

Ebû Saîd el-Hudrî (ra)’den edildiğine göre Rasulullah (sas) şöyle buyurdu;

“Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah’u Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar.’’ (Buhârî, Cihâd 36; Müslim, Sıyâm 167-168) 

Böylesi bir mükâfaat varken kulun bu ayı değerlendirmemesi kesinlikle akıllılık değildir aksine ahmaklıktır. Çünkü her akıllı kul günahlarının silinmesini ister ve bunun için çaba gösterdiği gibi önüne gelen her fırsatı da değerlendirmesini bilir. Rasulullah’ında buyurduğu üzere Akıllı insan dünyaya aldanmaz aksine hep hayırlı amellerin peşindedir ama ahmak olan nefsine uyarak, Rabbimizin dininden uzak, sadece dünya için yaşar. Buda yetmiyormuş gibi Allah’u Teâlân’ının rahmetini bekler.

İbni Abbas (r.a.)’dan Allah Resülnün şöyle dediği rivayet edilir ki;
“Cennet seneden seneye, Ramazan ayı için süslenir ve şöyle der: ‘-Allah’ım bizim için bu ayda kullarından bizde kalacak insanlardan kıl.’ Hurilerde şöyle der: ‘-Allah’ım! kullarından bu ayda bize kocalar ihsan eyle.’ Kim bu ayda kendini muhafaza edipte içki içmezse, iftira ve buhranla bir mü’mini rahatsız etmezse, hata ve günahlarından sakınırsa, Allah ona her gece yüz tane huri verir. Ayrıca ona altın, gümüş, yakut ve zebercendden bir köşe yapar. Bütün dünya bir araya getirilip de o köşke konsa bir keçi bağlanacak kadar yer işgal ederdi. Kim de Ramazan ayında içki içer, bir mü’mine iftira eder ya da bir günah ve hata işlerse bir senelik amelini iptal eder. Onun için Ramazan ayına karşı dikkatli olun. Zira o, Allah’ın ayıdır.’’ 

Ramazan ayının değerini anlatan inanılmaz çok hadis ve ayet mevcuttur. Burda sadece bir kaçını paylaşabildik. Her fert bu ayet ve hadisleri kendileri inceleyebilirler. Böylelikle bizleri nasıl bir ayın beklediğini idrak eder ve yapmamız gerekenleri öğrenip onlarla amel etme fırsatı buluruz.

Öyle bir aya giriyoruz ki, bu ayda günahlarımız silinebilir, hatalarımız affedilebilir, ecirlerimiz artabilir hatta bir çocuk gibi tertemiz günahsız olarak Cenneti hak edebiliriz. Bu gerçekten çok büyük bir mükâfaat ve kesinlikle basite alınabilecek bir mesele değil. Yukarıdada zikrettiğimiz gibi böylesi güzel bir aya giriyor olmamız bizi gerçekten çok sevindiriyor ve her Ramazan ayını heyecanla bekliyoruz..

..ama her Ramazan ayına buruk ve hüzünle giriyoruz.

Bu hüzün, burukluk öyle bişey ki, tarifini yapmak mümkün değil. İnsanın içine, kalbinin üzerine oturan her nefes alış verişinde kalbini acıtan bir hüzün. Bu hüznün elbette bir çok sebebi var ama bunun başlıca sebebi işte onun acısı daha da büyük..

Evet.. Tam onbir ay boyunca bu Mubarek Ramazan ayını heyecanla bekliyoruz ama her Ramazan ayına büyük bir burukluk ve hüzünle giriyoruz.. Tıpkı bu Ramazanda da olduğu gibi. Aslında sebebi çok açık; bizleri birbirimize kenetleyecek, koruyup kolluyacak, zalimlerden hesab soracak bir devletimizin olmayısı.. Bir Halifemiz olmadan Ramazan ayına girmek. Söylemesi dahi o kadar zor ki, yaşaması adeta öldürüyor insanı..

Mubarek bir aya giriyoruz lakin Müslümanlar cahil, bilinçsiz. Öyle bir durumdayız ki, hadi bırakalım Halifenin yokluğunu hissetmeyi, bu ayın değerini dahi idrakında değiller. Ramazan ayının başlamasıyla kapalı giyinenler, Kur’an-ı ellerinden düşürmeyenler, namaza başlayanlar, alkolu, zinayı bırakanlar, sadaka verenler, Ramazan ayının bitimiyle bütün hayırlı amelleri de aniden yok ederler. Böyle bişey olabilir mi? Rabbimizin dini sadece Ramazan ayı için mi indirildi? Evet, Kur’an-ı Kerim bu ayda indirildi ama dikkat edilmesi gereken çok önemli bir mesele var ki, oda sadece bu ayda okumak için, sadece bu ayda yaşamak için değil tüm hayatımızda onu yaşamamız için indirildi. Sadece bir ay değil oniki ay yermidört saat yaşamamız için indirildi ama malesef Müslümanlar bunun dahi bilincinde değiller.

Ramazan ayı artık bir gelenek, örf haline gelmiş. Dileyen bu ayı değerlendirirken dileyen gericilik sayarak istediği gibi yaşıyor. Ramazana dahi aynı gün başlayamıyoruz. İki ayrı fikre bölünmüşüz. Diyanete ve Hilale göre amel edenler. Devletimiz, Halifemiz olsa durum böyle olur muydu hiç?

İslam’a düşman olan generallerin Ramazan sofrası altında iftar saatinde yemekli kokteyllerde buluşmaları, Ümmetin kanını emen faizci, tefeci iş adamalarının en lüks yerlerde içkili iftar sofrasında boy göstermeleri, hain vede satılmış olan yöneticilerin çıkıpta Ramazan ayının değerinden bahsetmeleri, yağcıların alkış tutmaları, küfrün içerisinde boğulan devletin, İslam’a açıkça kinlerini kusan azılı düşmanların, sarhoşların, ayyaşların, papazların Ramazan ayını sahiplenmeleri..

Diğer taraftan Amerika’nın, İsrail’in zülümlerine devam etmesi, Suriye’deki Filistin’deki Kardeşlerimizin halen işkal altında olmaları, ya bir bombayla, yada acımasız bir kurşunla öldürülmeleri, bacılarımızın namuslarının halen kirletiliyor olması, dünyanın dört bir yanında zülmün, vahşetin, işkencelerin devam ediyor olması, halen Müslüman kardeşlerimizin kanını emen hain yöneticilerin safında yer alan fasıkların olması, Müslümanların başımızdaki sözde yöneticilerin gerçek yüzlerini halen tanıyamamaları, Müslümanlara yönelik bir zülmün olduğunu görememeleri..

Bütün bunlar yaşanırken giriyoruz Ramazan ayına…

Kardeşlerimiz halen hapislerde bu ayı ailelerinden uzak dört duvar arasında geçirecekler. Bu necis, küfür olan sistemi yöneten hain, zalim vede fasıklar dilediğini yapıyor, vuruyor, kırıyor, acıtıyor, zülmediyor ama hep Müslüman üzülüyor, Müslüman ağlıyor, Müslüman aç kalıyor, Müslüman acı çekiyor. Ve kimse buna bir dur diyemiyor. Diyen yiğitler tutuklanıyor, hapse atılıyor, susturulmaya çalışılıyor..

Bir Ramazan ayına daha bütün bunlar halen yaşanırken giriyoruz. Bu aya boynu bükük, hüzünlü girmek için bu sebebler yeterli değilmi? Bütün bunların olmasının sebebi bu küfür sistemi değil mi? Hilafetin, Halifemizin olmayışı değil mi??

O halde Ey Müslümanlar!!

Bir Ramazan ayına daha böyle bir acıyla girmemek için sadece büyük bir heyecanla, sevinçle girmek için öncelikle İslam’ı hakkıyla tanıyıp, yaşayıp bunun beraberinde birlik olmamız gerekmiyor mu? Tek vucut olmassak, kafirler vucudumuzu param parça etmeye, kanımızı emmeye devam edecekler. Başımızdaki kukla yöneticilerini, onların hileli oyunlarını tanıyalım, nasıl necis bir sistemle yönetildiğimizi görelim ve Rabbimizin Şeriat’ına sım sıkı sarılalım. Devletimizin kurulması için var gücümüzle çalışalım. Ucunda öleceğimizi bilsek dahi bu dava’yı ASLA bırakmayalım. Devletimiz biran önce kurulsun, başımıza Halifemiz geçsin ki, bir dahaki Ramazan ayına acı, hüzün, burukluk olmadan sadece mutlulukla girebilelim..

Bacınız

Sûmeyye AVCI

 

 

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN