SUSMAYIN!

, 0 Yorum

Bugün günlerden Demokrasi ve biz demokrasinin iki parmağı arasında evrime tâbi tutulmuş, sufle dünyanın hazin meyveleriyiz. İçi, kimyevi ilaçlarla tefessüh etmiş ve genetiği ile oynanmış bir meyve gibi…

Genlerimiz İslâm… İslâm… İslâm diyerek çığlık çığlığa kâinata veryansın ederken biz çocuklarımıza kötü olan anılar ve kötü olacak bir dünya sunmanın heyecanını yaşıyoruz. Ne hazin…

Bir Müslüman olarak ağlanması gereken halimize “acıyarak” susuyoruz, “çaresiz ne yapalım ki!” edasıyla gülüyoruz…

İslâm ümmetinin çaresiz ve bitap düşmüş, yitirilmiş, çelimsiz ve zayıf bir halkası olarak kalakalmış bir ferdiyiz…

Çakılmışız evimizin dört duvarına, saplanmışız televizyonların tek elden yorumlarına…

Varsa yoksa evim, çocuğum, işim, cebimdeki param, aile endeksli hayallerim ve mide odaklı projelerim…

Bu ay ne kadar biriktirdim?

Bu ayki maaşımla kaç altın alırım?

Kaç yıl daha çalışırsam emekli olurum?

Çocuklar sınavı kazanabilecek mi?

Dünyamız, ahiretimiz, kapımızın önü, geleceğimiz, yaşanmamış yıllarımız, çalışmadığımız emeğimiz, gelmemiş ve yaşanmamış hikâyelerimiz ve ütopyalarımız bize ayan mı olmuş?

Yaşanacakmış ve hiç ölmeyecekmişiz gibi çalışmaya… Ama ne için?

Hedef belirliyoruz… Ama ne için?

Sorguluyoruz yapamadıklarımızı, ağlıyoruz geçmişimize… Ama ne için?

Hayallerimiz ve hülyalarımız değişti. “Ne için?” sorusuna verdiğimiz cevaplar değişti. Biz değiştik. Soluduğumuz nefes değişti. Dinamik değerlerimizi siyasi hesaplarımıza ve kapitalist tercihlerimize değiştik. Dünyamızı değiştirdiler!

O halde diyoruz ki;

Ey İslâm ümmetinin yiğit gençleri…

Ey İslâm ümmetinin güçlü dimağa sahip dirayetli âlim ve allameleri…

Ey İslâm ümmetinin güçlü silahlara sahip ordularının komutanları…

Ey yaşı ömrüne direnen çelimsiz zayıf bedenli dedeler…

Ve… Ey geleceğin soluğu kesilecek, benzi sararacak dinç beyinli çocukları…

Susmayın, konuşmaya ama hiç susmamaya programlayın kendinizi…

Suskunluğu bir sayha çığlıkla bölün ve ara verin bu uzun metrajlı kötü filme…

Susmayın ve bu zulüm kasırgasını çelik bariyerli İslâmi fikirlerle yok edin.

1 dakika ara verin her şeye ve 1 dakika düşünmeden sadece düşünmeye hazırlanın…

Tek bir soru sorun kendinize “Nereden Başlamalıyım?”

Evet, düşünmeye nerden başlamalıyım… Yaşadığımızı zannettiğimiz hayatın ne kadarında Rahman olan Allah müdahil oldu? Ne kadarında ahiret ile meşgul olduk ve ne kadarında şu hayati soruyu sorduk; “Allah İçin Ne Yaptım?”

Ailemiz için, çocuğumuz için, babamız için, eşimiz için, evimiz için, işimiz için hep çalıştık, didindik, durmadan soluk soluğa…

Ya, dinim için, değerlerim için, ümmet için, zulme terk ettiğim çocuklar için…

Ya Arakan için, Kandehar için, İdlip için, Bağdat için?…

“Bana ne yahu!” deme…

Ümmeti düşün.

Coğrafyanı düşün…

Bir gün o kan gülleri ayağına pranga olacak…

Bir gün o çığlıklar ayyuka çıkacak, kulakların patlayacak, kıyametin kopacak…

Annelerin hissettiği ama başka hiç kimsenin hissetmediği o derin evlat acısı senin boğazında düğümlenecek…

Ve belki o gün düşüneceksin…

Kendini düşün, kendin için düşün…

Bencilliğine ve kibrine inat kendinle mücadele et.

Secdenle, rükûnla, eğil eğilmesi gerek yüceler yücesinin önünde ve kulluğu hisset…

Ağla geçmişine, yarınına ve her ne yaptıysan ona…

Toplumu düşün…

Gençleri… ve onların sosyal labirentlerde kayboluşuna şahitlik et.

Dizi dünyasının kahramanlarıyla nasıl kişilik inşa ettiklerine ve kültürel tefessühlerine ayna ol…

Ve…

Hayatı düşün

Hayatını kime ve neye kurban ettiğini gör.

Hayatına sahip çık

Her nefes alışında, içine hicret aşkı düşsün, düşlerine giren her yiğit, Hamza gibi, Musa gibi, Muhammed Aleyhimu’s Selam gibi olsun…

Hicret et kötülük sarayından, iyilik zindanına…

Hicret et, bulanık dünyanın kirli fikirlerinden, sefih hayatlarından…

Yürü İslâm’ın aydınlığına, kötülüklere inat, suskunluklara inat.

Sahip çık dünyaya…

Sahip çık Müslümanlara…

Sahip çık İdlib’e, Bağdat’a, Kahire’ye, Kabil’e… ve diğerlerine!

Yani sahip çık KENDİNE.

Cahit TOPRAK

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN