Türkiye Varlık Fonunun Gerçekleri Ve İslami Eleştiri (2)

, 0 Yorum

Hükümet cenahının Türkiye Varlık Fonu üzerinden kamu mülkiyetini sorumsuzca kullanmasına zemin hazırlayan anayasal haklara laik, sosyalist kesimden ciddi tepkiler geldi. Fakat İslami camiada ise adeta bir ölüm sessizliği var. Acı bir gerçek var ki iktidar yandaşı olup olmamasından ziyade ekonomi meselelerinde bir akıl tutulması söz konusu. Meseleyi İslami camiamız hiçbir şekilde ele almadı bile. Sadece bu konuda değil, ekonomik meselelerinin tümünde bir akıl tutulması söz konusu. Bu elbette ki İslam’ın ekonomi konusunda ki eksikliği değil. Bu, Müslümanların genelinin ve bilhassa âlimlerimizin İslam’a bakışlarının kapitalist kültürle birlikte değişime uğramasının bir sonucudur. Çünkü biliyoruz ki İslam, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi ekonomi alanın da eksiksiz hükümler beyan etmiştir. Ancak laik kültür bugünkü Müslümanların İslam’a bakışlarını ideolojiden uzak cami ile ev arasına sığdırması sonucu İslam’ın da bir iktisat sistemi olduğu konusunu kavrayamamışlardır. Ümmetimizin alimleri de hatırı sayılı birkaç kaynak dışında ideolojik esaslı İslami bir ekonomi modeli ortaya koymamaları laik kültürün verdiği bir sonuçtur. Hatta İslami ekonomiye dayalı birçok kaynak ise kapitalist kültürden ciddi manada etkilenmesi söz konusudur. Öyle ki kimi kitaplarda kapitalist nizamın ürünü olmasına rağmen kar payı adı altında faizli alış verişe, borsaya, sigortacılığa, mevcut bankacılık sistemine cevaz verildiği görülmektedir. Bu anlamda şüphesiz Şeyh Takiyuddin En Nebhani’nin İslami İktisat Nizamı eseri alanın da tek kaynaktır diyebilirim. Zira En Nebhani İslam iktisadını ideolojik bir biçimde ele alıp güncel ve genel tüm sorunlara İslami kaynaklar temelli fikirler beyan ederek kapitalizm ve sosyalizme alternatif olabilecek İslami iktisat Nizamını ortaya koymuştur. Allah kendisine rahmet etsin.

Konuma giriş yapmadan böylesi bir girizgâh yapmam gerekmekte idi. Hakikaten İslami İktisat alanında araştırma yapanlar bu konuda ne kadar haklı olduğumu anlayacaktırlar. Zira çıkan ekonomik sorunlar konusunda İslam’a dayalı çözümlemeler üretemiyor bir türlü kapitalist sömürücü nizamı yerle yeksan edecek fikirler inşa edemiyoruz. Hal bu ki mensubu olduğumuz İslam’ın bu konu da adaleti tesis edici, fıtrata uygun ve toplumsal kalkınmacı fikirleri kendisinde barındırmaktadır. İslam’ın getirdiği nizam ile Müslümanlar tarih boyunca adalet ve kalkınma esaslı bir yaşam sürdüler. Son iki yüzyıl öncesinden önce tarihin hiçbir safhasında Müslümanlar hem ekonomi hem de diğer meseleler hakkında başka bir nizamdan etkilenmeden İslam’ın fikirleri ile dünya toplumlarının en üst seviyelerine çıktılar. Fakat günümüz Müslümanları İslam dışı nizamlara sarıldı sarılalı sömürüye, katliama ve fikri düşüklüğe duçar oldukları bilinen bir hakikattir. Günümüzde olduğu gibi çıkan en ufak bir mesele de bile fikri donukluk için de mevcut olana razı hale geldik. Ekonomi özelinde baktığımız da ise hem genel manada hem de güncel konularda kapitalizmin tüm sömürü politikalarına adeta seyirci haline gelmiş olduk. Üstelik günümüz kapitalist sorunlarının tek çözüm ve alternatif İslami fikirlerde olmasına rağmen bir donukluk içindeyiz.

Böylesi bir öz eleştiriden sonra konuma dönmek istiyorum. Kapitalizmin halkları sömürme politikası hiçbir zaman değişmemiştir. O hangi topluma ve hangi beldeye uğramışsa kimin eliyle uygulanırsa uygulansın her yerde öncelikli hedefi sömürmektir. Hafta başından bir yenisi olan fakat oldukça tehlikeli olan bir takım kamu mülkiyetinin Türkiye Varlık Fonuna devredilmesine İslami sorumluluğumuz gereği sessiz kalamayız. Yukarıda da belirttiğim gibi İslam, hayatın her alanını kuşatan insan fıtratına uygun gerek diğer meselelerde gerekse ekonomide dakik çözümlemeler koymuştur. Zira İslam’ın bir ideolojisi vardır ki o da ancak devlet eliyle uygulanmaktadır. Haliyle Türkiye Varlık Fonuna devredilen varlıkların çoğu da İslam’ın haklarında hüküm belirttiği kategorilere girmektedirler. Dolaysıyla konuyu iki ana başlıkta ele almaya çalışacağım.

Kamu Mülkiyetleri Olmasından Ötürü

Kamu mülkiyeti: Allah’ın mallardan faydalanma hususunda İslam Devleti tabiiyetini kabul eden toplumun tümüne verdiği izindir. Kamu mülkiyeti kapsamına giren mallar, Allah’ın ferdin tek başına kullanmasını yasakladığı ve toplumun tümüne hasrettiği mallardır. Bu mal çeşitleri üç kısma ayrılmaktadır.

  1. Toplumun genel ihtiyaçlarını karşılayan mallar. Bu mallar bir belde de bulunmadığı zaman zaruriyet hissedilen ve bulunmasını gerektiren mallar. Örneğin: Elektrik, Mera, internet ve telefon iletişimi vb.
  2. Tükenmez vasıflı yer altı ve yer üstü madenler. Örneğin: Su, Doğalgaz, petrol vb.
  3. Tabiatı gereği ferdi mülkiyete girmeyen mallar. Örneğin: Limanlar, yollar, boğazlar, mescitler, hastaneler, okullar vb.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi İslam bu gibi malları kamu mülkiyeti sayarak bunların ne devletin ne de özel mülkiyetin kullanmasını yasaklamıştır. Nitekim Ebu Davud, ibni Abbas RadiyAllahu Anh’dan Nebi SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini rivayet etti: “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar; su, mera ve ateş.” Enes RadiyAllahu Anh’ın ibni Abbas’tan rivayet ettiği aynı hadisin metninde “ondan para kazanmak haramdır” cümlesi ilaveten rivayet etmiştir. Tirmizî, Ebyad ibni Hammal’den şu hadisi nakletmektedir: “O Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e gelip bir tuz bölgesinin kendisine verilmesini istemiş, Resul de bu teklifi kabul etmişti. Ebyad kalkıp gidince Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yanında bulunan şahıslardan biri; “Ey Allah’ın Rasulü ona ne verdiğinizi biliyor musunuz? Ona kaynağı kesilmeyen bir su verdiniz.” dedi. Bunun üzerine Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem; “Onu ondan geri alıyorum.” buyurdu.”

İşte bu ve buna benzer birçok delilde İslam, kamu mülkiyetini ne devletin ne de özel kişilerin kullanmasını ve satmasını yasaklamıştır. Zira İslam bu mülkiyetleri kamuya yani halkın tümüne hasrederek toplumun kalkınmasını ve özel mülkiyetinde bu mallar üzerinden ciddi servetler kazanmasının önüne geçmiştir. İslam, mülkiyeti tabi haline uygun kategorilere ayırarak toplumsal kalkınmayı hedef edinmiştir. Böylelikle zengin ve fakir arasında ki uçurum farkını birçok yolla kaldırdığı gibi kamu mülkiyetini belirleyip özel kişilerin bu mülkiyetleri satışını veya kullanmasının engelleyerek de adaleti tesis etmiştir. İslami devlette hal böyleyken günümüz kapitalist sistemi ise mevcut Türkiye Varlık Fonu ile toplumun her kesimine ait olan: Türk Telekom, TÜRKSAT, BOTAŞ, TPAO, Eti Maden, THY vb. şirketleri teminat göstererek borçlanmayı, hatta ve hatta ileride özel iç veya dış şirketlere satmayı hedeflemektedir. Yine bu fon ile toplumun tümüne ait olan arazileri de toplumun üzerinde bulunduğu hali hiçbir şekilde gözetmeksizin satmayı hedeflemektedir. Öyle ya kapitalizm, bir önce ki yazıda da belirttiğimiz gibi halkını sömürme temelli bir sistem olmaktadır. Halkın her geçen gün gelirinin tükendiğine ve ağır enflasyon altında ezildiğine şahitlik edilmesine rağmen sistem hala kapitalist sermayedarların refahını sağlamayı hedeflemektedir. Bu ve benzeri binlerce nedenlerden dolayı kapitalizm halkını sömüren adeta kemirip açlığa mahkum eden bir düzendir. Şüphesiz İslam ise toplumunun refahını, kalkınmasını ve servet biriktirmesine teşvik etmektedir. Ayrıca fakir ve mazlum olanlara ise bizzat devletin Bey-tul malinden yardımlarda bulunarak onların sıkıntılarını kalıcı olarak gidermeyi kendi üzerine almıştır. İşte İslam insanlığa getirdiği bu emsalsiz adaleti ile yeniden hayat geçilmeyi ve tabiiyetini kabul eden gerek Müslümanı, gerekse gayri Müslim’i kalkındırmayı vadetmiştir. Hiç şüphesiz günümüz insanlığı İslam’ın aydın nuruna ve eşsiz adaletine öylesine muhtaçtır ki İslam devleti yeniden ikame edildiğinde insanlar fevç fevç İslam’a girmeye akın edeceklerdir.

Dış Devletlerden Borç Almak Türkiye uydu bir devlet olmasından ötürü sanayi alanında üretemeyen bir ülkedir. İdeolojik devletlerin tahakkümü altında adeta koklatıla koklatıla sanayide adım atmasına müsaade edilmektedir. İşte bu kapitalist ve sömürü devletleri hiçbir zaman karşılıksız bir topluma barışı veya huzur getirme bahanesiyle yardımda bulunmaz. Kapitalist devletler bir devlete borç verdiklerinde kesinlikle bunun karşılığında bir takım siyasi veya maddi talepleri garantilerler. Onlar asla iyilik yapmak veya merhamet etme nazarıyla devletlere borç vermezler. Hele ki borç verecekleri devletler Müslümanlara aitse bu borçları karşılığında en sömürücü politikalarını yürütürler. Dolaysıyla bu açıdan kafir devletlerden borç almak asla ama asla caiz değildir. Nihayetinde alınan bu borçlarda hiçbir zaman sorunları kalıcı çözümleyici ve tedavi edici faydası olmamıştır. Bu anlamda yıllardır Türkiye, Mısır, Irak vb ülkeler kapitalist devletlerden borç aldılar fakat hiçbir zaman bu borçlanmalardan kurutulamadılar. Zira kapitalist ideolojik devletlere bağlı kaldıkları müddetçe ve sorunlarını İslam’la çözmeyi değil de kapitalizme bağlı kalarak çözdükçe de hiçbir zaman durum değişmez. Ümmet olarak her zaman küfrün ve kâfirin zulmü altında mevcut şartlar ile borçlanarak ezilmekten, köleleştirilmekten, fakirlikten öteye geçemeyiz. Çünkü kendilerinden bile bile borç edindiğimiz ülkeler zaten bizi sömürmek ve yok etmek için hali hazırda ellerini ovuşturmaktalar. Bu nedenle İslami Devlet asla dış devletlerden borç edinmez. Tebaasının dış devletlerin sömürüsü altına girmesine asla müsamaha gösterecek adımlar atmaz. Yine dış devletlerden borç edinmek İslam’ın haram kıldığı faizli ticaret olmasından ötürü de asla caiz değildir. Bu nedenle de İslam Devleti her ne şart olursa olsun hiçbir şekilde dış borç edinmez.

Ancak günümüz hükümeti Türkiye Varlık Fonuna devredilen varlıkları teminat göstererek yani dış devlet veya şirketlerin ipoteğine vererek halkının geleceğine adeta prangalar vuracak şekilde borçlanmaktadır. Hükümet, günü birlik politikalar uğruna görünen o ki halkın geleceğini selefleri gibi kapitalist devletlere teslim etmektedir. Üstelik mevcut durumda zaten Türkiye’nin toplam üretiminin yarısı kadar dışarıya borçlu iken hala borç edinmek için planlar yapmak intihar mahiyetinde bir durumdur.

Son olarak, şüphesiz kurtuluş İslami İktisadi Nizamdadır. Müslümanlar biran önce İslam’ın nuru ve adaletini hayata geçirmek için canla başla mücadele edip yeryüzünü kapitalist zulümden kurtarıp rablerini razı etmeleri gerekir. Kuşku yokki İslam da hem dünya ve hem de ahiret için hayat vardır. İnsanlığın kapitalizmin zulmü altında ezilip sömürüldüğü 21. Yüzyılda İslam’ın iktisadından başka hiçbir kurtuluş yolu yoktur. Allah bize böylesi bir nimet bahşetmişken ona yüz çevirmek büyük bir zulümdür. Gelin hep birlikte Rabbimizin ipine sarılarak mevcut kapitalist sömürüden sıyrılıp İslam’ın izzetine kavuşalım. Hali hazırda kapitalist zulüm hayatlarımızı esir almış ve bizi ağır sömürüler altında ezmekte iken kurutuluş için çalışmanın vakti gelip geçmektedir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resûlü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız.” (Enfal 24)

 

Bir Cevap Yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN