Ülkemde Seçim Var Kavgası! / Ahmet Tüfenk Yazdı…

, 0 Yorum

Gün geçmiyorki islam toprakları yeni bir sansasyonel haber ile sarsılmasın. Her geçen gün bir öncekini aratır oldu. Hep hezeyan ve vahimliklerle dolu günleri yaşıyoruz.

Urfa’nın Suruç ilçesinde Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın seçim çalışmaları sırasında çıkan kavgada, milletvekilinin korumalığını yapan Mehmet Şah Yıldız ile Fadıl Şenyaşar’ın babası Esvet ile kardeşleri Celal ve Adil olmak üzere toplamda dört kişi hayatını kaybetti.

Yaşanan çatışma ve çatışmanın nasıl başladığı konusu iki tarafında farklı anlatımları ile müphemliğini korumaya devam ediyor.

Ancak ben bu makalemde konunun nasıl geliştiğini ele almayacağım, aksine yaşanan bu ve bunun gibi çatışmaları islam akidesi üzerine bina etmek suretiyle değerlendirmeye çalışacağım inşaAllah.

Resulullah s.a.v cahiliye bir toplumu yaşadığı karanlık dehlizlerden kurtarmak ve kula kulluk edenleri yaşadıkları zilletten kurtararak Alemlerin Rabbi olan Allah’a kulluk etmeleri suretiyle, izzeti ve şerefi elde ederek kurtulup aydınlığa kavuşacakları hayatı onlara sunmuştur.

Zamanın cahiliye efendileri karşısında bu durumu kabullenmek demek; işkence, aç bırakılma ve yurtlarından göçmeye zorlanacak yaşam şartlarına katlanmak demekti.

Ama ne pahasına olursa olsun bıkmadan, yılmadan bu davet tüm eziyetlere rağmen tekbir şey gözetilerek taşındı; ilahi rıza olan Allah’ın rızasına mazhar olmak.

Elbette bu davet eziyet görenleri nasıl anlattıysa, eziyet edenleride bir bir anlattı bizlere.

Ebu cahilleri, Ebu Lehebleri, Ukbe b. Ebu Muaytları, Velid b. Muğire ve birçoklarını..

Saydığımız başta gelen Mekke müşrikleri aynı zamanda bölgenin idaresinden sorumlu kişilerdi. Yani bugünün değimiyle kimi Başkan kimi de vekil konumunda olanlardı.

Müşrikler peygamber s.a.v.’in davetine yönelik tüm zalimlikleri denediler. Onlara bunu yaptıran birşey vardı o da, kendilerini davet ettiği din gerek sınıf ayrımını ortadan kaldırıp, gerekse hepsini bir olan Allah’ın nizamına razı olmalarını istemeleriydi.

Müşrikler her daim kendilerini gerek renk konusunda gerek ırk konusunda ve yine birçok zenginlik gibi hususlarda üstün görüyorlardı. Hiçbir şekilde bu durumu kabul edemezlerdi. Onlardaki bu kin ve önyargılar kendilerini cehennemin dibine kadar sürükledi.

Kin, önyargı, nefret üç kötü arkadaş misali. Ne de kötü bir şey değil mi? !

Burada siretlerde geçen konulara üzerinden biraz değinmek istedimki öncelikle küffar ile islam arasındaki mücadeleye bakış açımızı kontrol edelim.

Yani mücadelenin temeli kelime-i tevhid’in müşriklerden yaşadıkları hayatı İslami hayat ile değiştirmek istemesi ve bu konu üzerine verilen mücadeleler. Bir yandan izzeti tatbik etmek uğrunda çalışanlar, diğer yanda yaşadıkları çöküntü ve zilleti yaşamakta ısrar edenler.

Bugüne ne kadar da çok benziyor!

Kin, önyargı, nefret almış başını gidiyor. Ancak bir dakika bugün cahiliye mi ki? Hani bizler müslüman olduğumuzu iddia ediyorduk. Zilletten kurtulmuştuk. İzzetli bir hayatımız vardı, ne oldu bize?

Evet elbette bizler Allah’a ve Resulüne ve getirdiği dine islama iman etmiş bir toplumuz. Zaten bu nedenle küffar islam ümmeti üzerinde oyunlarını oynamaya devam ediyor.

Bizlerin arasına nifak yerleştirerek bizleri birbirimize kırdırıp köşesine çekilip olan biteni sadece seyretmek istiyorlar. Bu onların egemenliğini sürdürebilmelerinin yegane yoludur.

İşte bu konuda uyanık olmalıyız. Zira bizi bu duruma düşüren islam değil, aksine demokrasi denen batı menşei yönetim şekildir.

Yaşanan hadiseler bana iman ettikten sonra fitne ile evs ve hazreçli müslümanları, birbirine kırdırmaya çalışıp fitne atan yahudinin meselesini hatırlattı.

Şöyleki;

İbn İshak dedi ki:

Şe’s b. Kays –ki bu, yaşı ilerlemiş ihtiyar bir kişi idi. Küfrü büyük, müslümanlara şiddetli kindar olan bir kimse idi–, Rasulullah (s.a.s.)’in Evs ve Hazrec’den olan Ashabından bir topluluğun yanına, onların toplanmış olduğu bir mecliste konuşurlarken geldi ve cahiliyyette aralarında düşmanlığın olmasından sonra ülfet ve cemaatlarına ve İslâm üzere aralarının iyi olmasına kızdı, sonra gelip şöyle dedi:

— Beni Kayle’nin cemaatı bu memlekette toplanmıştır. Hayır, Vallahi, onların cemaatı ve eşrafı oralarda toplandıkları zaman, biz, onlarla hiç bir zaman karar kılamayız.

Sonra o, Yahudîlerden yanında olan genç bir kişiye emretti ve şöyle dedi:

— Onlara git ve onlarla birlikte otur. Sonra Buas gününü ve ondan önce geçen şeyleri anlat. Onun hakkında söylemiş oldukları şiirlerden bazılarını onlara oku!

Buas günü, bir gündür ki, onda Evs ve Hazrec birbirini katlettiler ve o günde zafer, Hazrec’e karşı Evs’te idi. O günde Evs’in başında Hudayr b. Simak el-Eşhelî Ebu Üsayd b. Hudayr vardı. Hazrec’in başında ise, Amr b. Numan el-Beyâzî vardı. İkisi de birlikte katl olundular.

İbn İshak şöyle dedi

Ve o da, bu emri yerine getirdi. Bu esnada millet konuştu. Münazara ettiler. Ve birbirine karşı tefahür ettiler. Nihayet iki kabileden binekler üzerinde olan iki adam kapıştı. Bunlar, Evs’den Beni Harise b. Haris’den biri olan Evs b. Kayzî’dir. Biri de, Hazrec’den Beni Seleme’den biri olan Cebbar b. Sahr’dır. Bunlar, bu ikisi, birbirine karşı söz düellosuna giriştiler. Sonra o ikisinden biri, diğerine şöyle dedi:

— Eğer dilerseniz, başa dönelim.

Bunun üzerine iki fırka birden gazablandı ve:

— Yapalım,buluşma yerimiz, Zahire olsun!

— Silaha sarılınız, silaha sarılınız, dediler. Ve Harre’ye çıktılar.

Bu haber, Rasulullah (s.a.s.)’e vardı ve beraberindeki Muhacirlerden olan Ashabıyla birlikte çıktı. Onların yanına geldi ve şöyle dedi?

“Ey müslümanlar topluluğu, Allah’dan sakınınız! Allah’dan sakınınız! Allah, sizi İslâm’a hidayet ettikten ve sizi onunla şereflendirdikten ve sizden cahiliyyet durumunu İslâmiyet’le kestikten ve onunla sizi, küfürden kurtardıktan ve onunla sizin kalbinizi te’lif ettikten sonra, ben, sizin aranızda bulunduğum hâlde cahiliyyet dâvâsıyla mı birbirinize düşeceksiniz?”

Yaşananların üzerine Allah Azze ve Celle şu ayeti indirdi.

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Alí Imran 103)

Burada geçen hadise Müslüman olduktan sonra iki eski kabileyi kızıştırıp birbirlerine yeniden düşman ederek islama ve müslümanlara zarar vermek istedi. Ancak hadisede de belirtildiği üzere Resulullah s.a.v’in müdahalesi ile savaş olmadan son buldu.

Bakarmısınız fitne ne kötü birşey!

Öyleyse bugünün en büyük fitnesi de Müslümanların başındaki tatbik edilen demokratik nizam değilmidir?

Peşinden gittiğiniz partiler sizlere Allah adına ne verdiler bugüne kadar? Hangi parti islami partidir?

Kur’an ve sünneti bir yana koyup kendimize ölçü edinelim ve bütün partileri de bir yana koyup islami olan bu ölçü ile değerlendirelim. İşte o zaman hepsinin batı hadaratı olan demokrasi için mücadele verdiklerini göreceğiz.

Bizler Allah’a iman eden müslümanlar olarak bizi birbirimize kardeş kılan bu dinin gereği üzere birbirimize muamele etmeliyiz. Bu da ancak islam akidesi üzere yaşayacağımız bir hayat ile mümkündür.

Kardeşliğimizi bozmaya çalışan demokrasi ile bağımızı koparıp aslımız olan islam kardeşliğine sarılmalıyız. Bununla birlikte birbirimizi Allah için sevmeli ve birbirimize hak olanı tavsiye ederek demokrasi denen kokuşmuş nizamdan vazgeçmeliyiz.

Resulullah s.a.v şöyle buyurdu.

“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş

olmazsınız.” (Müslim, Îmân 93-94; Tirmizî, Et’ime 45; İbni Mâce, Mukaddime, 9)

Öyleyse Ey Müslümanlar! Kokuşmuş olan bâtıl demokratik seçimlerden yüz çevirerek, bizlere Allah ve Resulünün vaad ettiğini gösteren liderler ile yol almanın zamanı gelmedi mi?

Muhakkakki Allah vaadinden dönmez!

Ahmet Tüfenk

Bir cevap yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN