Yeni ABD Yönetimi Bölgede Görevlendirme Yapıyor!

CIA Direktörü Pompeo, ABD-Suudi Arabistan ilişkileri bağlamında çok konuşulacak bir adım attı; önceki gün ‘terörle mücadeleye katkılarından dolayı’ Suudi Veliaht Prensi Bin Nayif’e madalya verdi.

, 0 Yorum

ABD Başkanı Donald Trump’ın 28 Ocak’ta 90 günlüğüne vize yasağı getirdiği 7 ‘Müslüman ülke’ arasında Suudi Arabistan’ın yer almaması merak konusu olurken, CIA Başkanı Mike Pompeo yeni bir tartışmaya davetiye çıkardı.

İlk yurtdışı ziyaretini yaptığı Türkiye’nin ardından Suudi Arabistan’a geçen Pompeo, önceki gün başkent Riyad’da düzenlenen törende Suudi Veliaht Prensi ve İçişleri Bakanı Prens Muhammed bin Nayif bin Abdulaziz’i ‘terörle mücadele ve barışa katkılarından ötürü’ George Tenet madalyasıyla ödüllendirdi.

​Suudi Haber Ajansı’nın (SPA) haberine göre Bin Nayif, madalyanın kendisine takdim edilmesinin ardından şöyle konuştu: “Krallık, terörün kimlik ya da dininin olmadığına ve teröristlerin bu eylemleri kendi sapkın düşünceleri yüzünden gerçekleştirdiğine duyduğu inanç sebebiyle terörle mücadeleye bağlıdır. İnsanlık tarihi boyunca dini araç olarak kullanmış tüm olumsuz dini, siyasi ve toplumsal ideolojiler, dinin asıl gerçekliğini yansıtmamaktadır.”

Suudi Arabistan’ın pek çok terör saldırısını önlediğini söyleyen Bin Nayif, ABD-Suud ilişkisini de ‘güçlü ve köklü’ olarak niteleyip bu iki ülkenin arasına hiçbir şeyin giremeyeceği mesajı verdi.

Yorum:

Yeni Amerikan yönetimi, özellikle Suriye meselesinde bölgedeki tâbilerini verimli şekilde kullanmanın ve görev dağılımında onları bir takım taltiflerle “onurlandırmanın” vesilelerini kullanmaktadır. Ya da en azından Washington’dan gelecek her türlü “müspet” tavır, bu yönetimlerce böyle algılanmaktadır. Dolayısıyla bir “istihbarat” birimi başkanının, ziyaret ettiği bir “veliahta/prense” madalya vermesi ya da diplomatik teamüllere aykırı olduğu halde dengi olmadığı cumhurbaşkanıyla görüşme yapması, bu yönetimlerce bir zül değil, onurdur.

Hâlbuki her ne sebeple olursa olsun sömürgeci kâfirlerin Müslümanlara ve İslam’a karşı tavırları Müslümanlarca malumdur. Hizb-ut Tahrir tarafından yayınlanan bir soru-cevapta sömürgecilerin İslam’a ve Müslümanlara olan tavrın gerçek mahiyeti net bir şekilde ortaya konmuştur. Soru-cevabın ilgili metni şu şekildedir:

Dördüncüsü: Trump’ın İslam’a ve #Müslümanlara yönelik giderek sertleşen küstah ve kaba saldırısını nasıl yorumlayabiliriz sorusuna gelince:

1– Sadece Trump değil, bütün Batı yöneticileri İslam’a ve Müslümanlara saldırıyor. Sadece yöntemleri farklıdır. Bazıları zehire sadece biraz bal karıştırıyor… Örneğin Obama, başkanlık döneminin ilk yıllarında Müslüman ülkelerinin (#Endonezya, #Mısır ve #Türkiye) başkentlerini ziyaret ederek Müslümanlara yönelik yumuşak açıklamalar yaptı. Ama özellikle insansız hava araçları ile Müslüman ülkelere düzenlediği saldırı  ve ölü sayısı, diğer yöneticilerden kat be kat fazladır diyebiliriz. Trump ise, göreve gelir gelmez hatta öncesinde dahi zehre bal karıştırma gereksinimi duymadan aleni sert saldırılarda bulundu… Dolayısıyla hem Amerika hem de bütün Batıİslam’a ve Müslümanlara yönelik art niyetli #Haçlı inancına sahiptir.

2- #Amerika ve #Batı, Müslümanların işlerini güden, bu ülkelerce İslam’a ve Müslümanlara bir saldırı olduğunda kısasa iki misliyle kısas yapan bir devletlerinin olmadığını biliyor. Bu ülkeler ayrıca #Müslüman ülkelerdeki yöneticilerin sömürgeci kâfirlere sadakati kadar İslam’a sadık olmadıklarını da biliyorlar. Diğer bir ifadeyle bu yöneticiler, İslam’ı ve Müslümanları savunmak için Amerika ve Batı karşısında durmuyor. Hatta bazen, daha doğrusu çoğu zaman sömürgeci kâfirlerin İslam düşmanlığına yakın İslam düşmanlığı yapıyorlar. Bu yüzden Batı ve Amerikaİslam’a ve Müslümanlara şiddetli saldırdıklarında, bu devletleri bu saldırıdan caydıracak bir mekanizma yok. Bu da onları yüreklendiriyor. Bu konuda hiçbir şeyi hesaba katmıyorlar.

3– Müslümanlara ait bir devlet olduğunda ki Allah’ın izniyle olacaktır, o zaman Müslümanlar güçlü olacaktır. Hesap eden buna göre hesap edecektir. Zalimler ve zorbalar, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık yapamayacak. Olabilir ki yanlışlıkla İslam’a ve Müslümanlara saldırdıklarında, güçlü bir misillemeyle karşılaşacaklar ve kaçacak delik arayacaklardır. Tarihi gerçekler, bunun kanıtıdır. Sömürgeci kâfirler, bu tarihi gerçekleri çok iyi biliyorlar. Bunun içindir ki hakkı hak, batılı da batıl sayan #Raşidi Hilafet Devleti’nin yeniden dirilişini önlemek için ellerinden her şeyi yapıyorlar. Bu sabit gerçeği, basiret ve feraset sahibi hiçbir kimse yadsıyamaz. Örneğin RomalılarMüslüman bir kadının avret yerlerini açtıklarında “yetiş Ya Mutasım” diye haykıran kadının haykırışı kendisine ulaştığında, Halife, ordulara başkasının komuta etmesine izin vermeyerek bizzat kendi komutasında, Roma diyarında o Müslüman kadının yardımına koşmuş, Romalılar ve memleketlerinden intikam alarak oraları fethetmiştir. Kötülüğü ortadan kaldırarak o memleketlere iyiliği yaymıştır…

Yine Sind kralıMüslüman kadınları taşıyan bir gemiye saldırıp gemideki kadınları esir aldığında, Halife valiye haber göndererek bu zalim yöneticiden intikam almasını emreder. Bunun üzerine ordulara komuta eden Muhammed B. Kasım, Müslüman kadınları o zalim yöneticiden kurtarıp ondan intikam alır ve #Sind bölgesini fetheder…

Bir oyun yazarı da Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e hakaret içerikli bir drama kaleme almış olup İngiltere’de bir tiyatroda sahnelemek ister. Ancak zamanın büyük gücü İngiltere, bunun için #Osmanlı Devleti’nin Londra büyükelçisine resmi özür beyanatında bulunur… İşte devletleri varken Müslümanların durumu böyleydi. Eğer o zaman Trump ve Trump gibi yeryüzündeki zorbalar, İslam’a ve Müslümanlara dil uzatsalar ya da onlara karşı milim kıpırdasalardı, hemen dilleri kesilir, ayakları kırılırdı…

Bugün kutsal Kuran‘a, Peygambere ve Müslüman ülkelere saldırılıyor, ama saldırıya karşılık veren hiçbir kimse yok! Bunun tek nedeni, İmam ve Raşidi Halifenin yokluğudur muhakkak. Buhari ve Müslim’in Ebu Hurayra’dan rivayet ettiği bir hadiste Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ، يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ، وَيُتَّقَى بِهِ

“İmam ancak bir kalkandır. Arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” Bu, Allah’a zor değildir. O günler elbet geri gelecektir.

وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ

“O günleri biz insanlar arasında döndürür dururuz” [Ali İmran-140] Kuşku yok ki Allah’a verdikleri söze sadık İslam’a bağlı yiğit erkekler var. Bu ceberut saltanattan sonra Allah’ın vaadi gerçekleşip Raşidi Hilafeti kurulana dek hiçbir şey onların ne kararlılığını zayıflatabilir ne de iradelerini kırılabilir. Nitekim Ahmed ve et-Tayalisi’nin rivayet ettiği sahih bir hadiste Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ

Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.” Allah, Aziz ve Hâkim’dir.

 

Soru-Cevap’ın tamamı için bakınız:

http://www.hizb-ut-tahrir.info/tr/index.php/sorucevap/sorular-ve-cevaplar/8480.html

Bir Cevap Yazın

SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN